BİR ŞEY YAPMALI

CUMHURİYET İÇİN DEMOKRASİ İÇİN HALK İÇİN GELECEĞİMİZ İÇİN ..................... cemaatlerin yönettiği bir coğrafya olmak istemiyorsak ................. Ama benim memleketimde bugün İnsan kanı sudan ucuz Oysa en güzel emek insanın kendisi Kolay mı kan uykularda kalkıp Ninniler söylemesi

28 Aralık 2009 Pazartesi

ÇİZİKTİRME - ANLAYANA

MERHABA
Gün açar,
Karın verir yağmurlu toprak.
İncesu Deresi, merhaba.
Saçakta serçeler daha çılgındır,
Bulutlarda kartal,
Daha çalımlı.
Koparır göğsünden bir düğme daha,
Tezkere bekliyen biri.
İncesu Deresi, merhaba.
Genç bayraklar vardır,
Barış düşünür,
Kuyularda işçi, mavilikleri.
Ben hepsini düşünürüm,
Yirmidört saat Ve seni düşünürüm,
Karanlık,hırslı...
Seni, cihanların aziz meyvası.
İlan-ı aşk makamından bir mısra,
Yeşerip, kımıldar içimde,
Düşer aklıma gözlerin...
Oysa murad alamam.
Oysa akdan - karadan
Bilirim, payım bu kadar...
Unutmuş gülmeyi gözbebeklerim.
Unutmuş dudaklarım öpmeyi.
İncesu Deresi, merhaba...
ahmet arif
biliyorum bu şiir pek uymadı
ama
bu ülkede kimse hiç bir kalıba uymuyor
ne ceket vücuda
ne vücut cekete
demek ki
kalıbının adamı değiliz
dsed

SEMİH SAYGINER 2

video

EMLAK VERGİSİ GÖRECELİ İMİŞ

Elazığ’ın gecekondusu, Boğazın 6 yalısına bedelmiş! Emlak vergisinde 2010 başından itibaren geçerli olacak metrekare birim değerler belirlendi. İstanbul ve İzmir’in de aralarında bulunduğu çeşitli illerde 2006 değerlerinin bazıları 3’e, 4’e katlandı. Elazığ-Keban’da Baraj Mahallesinde 10.000 lira olan metrekare birim değerin, İstanbul’da Boğaza nazır yalılarda 1.600 lirada kalması dikkat çekti.
Emlak vergisinde 4 yılda bir yenilenen birim değerler, bu yıl yeniden tespit edildi. Belediye başkanı veya vekili, belediyeden yetkili bir memur, tapu sicil müdürü veya vekili, ticaret odasından 1 üye, Maliye Bakanlığından 2 temsilci ile köy veya mahalle muhtarından oluşan Değer Tespit Komisyonları, yeni birim değerleri, sokak, sokak tek tek belirledi.
Emlak vergisinde yeni birim değerler, 1 Ocak 2010’dan itibaren geçerli olacak ve yeni yılın emlak vergileri bu değerler üzerinden ödenecek. Gayrimenkul alım satımları sırasında tapu harcına esas değer de emlak vergisi değerinin altında olamayacak.
BU DEĞERLER ÇOK TARTIŞILIR
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, 2005 yılında belirlenen, ancak uygulamaya girdiği 2006 yılında büyük tartışma yaratan eski birim değerlerden sonra, 2010’un değerleri de tartışılacak özellikler taşıyor.
Bazı belediyelerin eski değerlerde çok yüksek artışlara gittiği gözlenirken, iller arasında da çok büyük değer farkları bulunuyor. İller arasındaki dengesizliklerin yanı sıra, aynı ilde il merkezi ile ilçelerin birim değerleri arasında bile uçurum olduğu görülüyor.
Değer Tespit Komisyonlarının belirlediği yeni birim değerlerle ilgili ortaya çıkan tablo şöyle:
EMLAK VERGİLERİNE REKOR ZAM
- Emlak vergisinde en son değer belirleme işlemi 2005 yılında yapıldı. Yeni değerlerin ilk uygulama yılı olan 2006’da bu rakamlar tartışma konusu olunca, mevcut değerlerin düzeltilmesi için yeni bir yasa çıkarıldı. Ancak değerlerde çok fazla değişiklik olmadı, hatta bazı illerde eski rakamlar daha da artırıldı. 2006 yılında yeni değerler üzerinden vergi ödendi. 2007, 2008 ve 2009 yıllarında ise söz konusu değerler, kanun gereğince yeniden değerleme oranının yarısı kadar artış gördü. Bu süreçte yeniden değerleme oranındaki artış yüzde 29,4, emlak vergisi değerlerindeki artış da yüzde 14,2 düzeyinde gerçekleşti.
Ancak belediyeler, bu yıl yapılan son tespitler sırasında 2006 başındaki değerleri, bazılarında 3’e, 4’e katladı. Artış oranları, İstanbul ve İzmir gibi illerde yüzde 200’leri buldu. Ankara’da bazı ilçelerde değer artışı yüzde 20 seviyesinde tutuldu, bazı ilçelerde ise bu rakam yüzde 100’e yaklaştı. Diğer birçok ilde de enflasyonun çok üzerinde değer tespitleri yapıldı.
Türkiye’nin en değerli yeri, İstanbul’un Beyoğlu ilçesindeki Anıt Caddesi oldu. Bu caddede metrekare birim değeri 25 bin 500 lira olarak saptandı.
Yine Beyoğlu’nda İstiklal Caddesi’nin metrekare birim değeri 20 bin liraya, Takı Zafer Caddesinin 24 bin liraya, Kadıköy’de Bağdat Caddesinin de 5 bin liraya yükseltildi.
2005 yılındaki tespitlerde, İstiklal Caddesinin metre kare birim değeri, kayıtlara 7.500 lira, Takı Zafer Caddesinin 8.000 lira, Bağdat Caddesinin ise 2.194 lira olarak geçmişti.
Toplu Konut İdaresinin (TOKİ) hasılat paylaşımı yoluyla inşa ettirdiği Uphill Court, My World, Meridian gibi projelerle ünlenen Batı Ataşehirde’de birim değerler 2’ye katlandı ve 1.800 lira oldu. Bahçeşehir 1. kısımda da bu rakam 2.000 lira olarak belirlendi.
Ankara’nın Kızılay ve diğer merkezi yerlerindeki değer artışı yüzde 20’de tutuldu. Değer tespitleri sonucunda metrekare birim değeri 5.000 liradan 6.000 liraya yükselen Zafer Meydanı, başkentin en pahalı yeri özelliğini korudu. Zafer Meydanını, birim değerleri 4.000 liradan 4 bin 800 liraya yükselen Atatürk Bulvarı ile Ziya Gökalp Caddesi izledi.
Tespitler sonrasında 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in oturduğu Güniz Sokağın değeri 480 liraya, eski Başbakanlardan Bülent Ecevit’in sokağının değeri de 360 lira oldu. Ankara’da Ahmet Taner Kışlalı Caddesinin metrekare birim değeri 200 liradan 300 liraya, Angora Caddesinin 250 liradan 350 liraya, Demetevler İvedik Caddesinin de 310 liradan 500 liraya yükseltildi.
İzmir’de de Bornova Fatih Caddesinin metrekaresi son tespitlerde 600 liraya, Konak’ta Atatürk Caddesi ile Mustafa Kemal Sahil Bulvarının da 4.076 liraya çıktı. Bursa’da da yeni tespitlerin ardından Kapalıçarşı’da metrekare birim değeri 8 bin liradan 10 bin liraya, Atatürk Caddesinde de 6 bin liradan 7 bin 531 liraya yükseldi.
BARAJ MAHALLESİ, BOĞAZI GEÇTİ
Değerlerdeki çarpıklıklar devam ediyor. Son tespitlerde Elazığ-Keban’daki Baraj Mahallesinin metrekare birim değeri 10 bin lira olarak belirlenirken, İstanbul’da Boğaza nazır yalıların sıralandığı Yeniköy Mahallesi Yalı Sokağına 1.600 lira değer biçildi. Aynı şekilde Beylerbeyi’nde Yalı Boyu Caddesinin metrekare birim değeri de 2.400 lirada kaldı.
İstanbul’da 1 villanın 1,5-2 milyon liraya satıldığı Zekeriyaköy’de de metrekare birim değeri 1, 2, 3, 4 ve 5. caddelerde 430 lira olarak tespit edildi.
Ev için 850-900 bin, hatta milyon dolarların telaffuz edildiği Acarkent ve Beykoz Konaklarında da birim değer 180 lira gibi oldukça düşük tutuldu.
NE İLLER ARASINDA, NE DE İL İÇİNDE DENGE VAR
Birim değerlerin tespitinde, coğrafi durum, sosyoekonomik düzey ve gelişmişlik gibi ölçütler gözardı edildi. Bu nedenle de iller arasında büyük dengesizlikler meydana geldi.
En yüksek birim değer, İstanbul’da 25.500 lira, Bursa’da 10.000 lira, Ankara ve Antalya’da 6.000 lira ve İzmir’de 4.076 lira düzeyinde bulunurken, bu rakam Niğde’de 856 lira, Hakkari’de 830 lira, Tunceli’de 108 lira, Bitlis’te 90 lira, Giresun’da 1.400 lira, Amasya’da 450 lira, Kars’ta 170 lira, Iğdır’da 25 lira, Zonguldak’ta 3.000 lira, Van’da 1.250 lira, Bolu’da 301 lira, Kütahya’da 1.500 lira, Malatya’da 1.900 lira, Erzurum’da 420 lira, Edirne’de 400 lira, Çorum’da 1.840 lira, Çankırı’da 300 lira, Kayseri’de 900 lira, Gümüşhane’de 1.250 lira, Diyarbakır’da 1.500 lira, Mardin’de 35 lira, Gaziantep’de ise 440 lira oldu.
Aynı şekilde Mersin’de en yüksek metrekare birim değer 160 lira, Aydın’da 487 lira, Balıkesir’de 2.500 lira, Manisa’da da 4.500 lira şeklinde tespit edildi.
İlçelerde de illeri geride bırakanlar oldu. Hatay il merkezinde en yüksek birim değer 117 lira olarak belirlenirken, bu rakam ilçelerinden Dörtyol’da 150 lira, İskenderun’da ise 800 lira oldu. Aynı şekilde Sinop’ta 208 lira olan en yüksek değerin, ilçesi Ayancık’ta 400 lirayı, Mersin’de 160 lira olan birim değerin ilçeleri Erdemli’de 200, Silifke’de de 240 lirayı bulduğu dikkat çekti.
Turizm yöreleri: Antalya’da 6.000 lira olan en yüksek birim değer, Alanya’da 950 lira, Kemer’de 2.000 lira, Kaş’ta 400 lira, Manavgat’ta 350 lira, Side’de 460 lira’ya ulaştı. Muğla il merkezinde 514 lira olan azami değer de Bodrum’da 4.000 lira, Marmaris’te ise 1.800 lira olarak tespit edildi.
HAKKARİ’DE TERSİ OLDU
Bu arada 2005’deki değer tespitleri sırasında 1.200 liralık metrekare birim değer ile İstanbul’un yalılarını geride bırakan Hakkari’nin Cumhuriyet Caddesinde indirime gidildi. Değer Tespit Komisyonu, son tespitte Bulvar ve Cumhuriyet Caddesinde metrekare birim değeri 830 liraya çekti.

DANS DANS DANS

video

BİLİM-TEKNİK

10 yıldaki en büyük 10 atılım
Bilim alanında, son 10 yılda yapılan en önemli 10 atılım belirlendi... İşte bilimadamlarına göre en önemli 10 atılım... Mars'ta su bulunmasından yüzyılın deneyi olarak adlandırılan Büyük Hadron Çarpıştırıcısına, Eris cüce gezegeninin ortaya çıkartılmasından klonlamaya, bilim adamlarının son 10 yıldaki en büyük 10 atılımı şöyle sıralanıyor;
Büyük Hadron çarpıştırıcısı
Yüzyılın en büyük deneyi olarak kabul edilen 10 milyar dolarlık araştırmada, Büyük Hadron Çarpıştırıcısıyla, 14 milyar yıl önce evrenin doğumuna yol açtığına inanılan Büyük Patlama ortamının yaratılması amaçlanıyor. İsviçre'nin Cenevre kentindeki yeraltı tünelinde yapılan deneyde geçen yıl ilk kez çalıştırılan atom çarpıştırıcısı, bir ton helyumun tünele sızmasına yol açan elektrik bağlantısı arızası yüzünden kapatıldı. Bu yılın sonlarında yapılan ve gelecek yıl yapılacak asıl çarpıştırma operasyonunun provası olarak görülen "Atlas" adlı deneyde ise 1,18 trilyon elektrot volt gücünde, karşı yönlerde yol alan iki parçacık ışınının çarpışmayı doğurduğu açıklandı.Çarpıştırıcının katedral büyüklüğündeki dev odasında bulunan belli başlı dört detektörden biri, ilk yüksek enerjili proton çarpışmasını dünya rekoru olarak kaydetti. Çarpıştırıcının enerjisi aşama aşama artırılmaya devam edecek. Deney sırasında tünel boyunca ayrı yönlerde iki proton huzmesi veriliyor. Işın demetleri ayrı istikametlerde, ışık hızına yakın bir süratle halka şeklindeki tünelde yol alıyor. Proton ışınlarının birbiriyle büyük bir enerjiyle çarpışmasının ardından bilim adamları, kozmosun doğasını kavramaya yarayacak yeni parçacıklar görmeyi umuyor.
Cüce gezegen Eris
Tanımı konusunda gökbilimcileri ikiye ayıran ve en sonunda "cüce gezegen" sınıfında yer almasına karar verilen Eris, 2005 yılında keşfedildi. Dünyaya 15 milyar kilometre uzaklıktaki Eris, keşfinden sonraki ilk yılında güneş sisteminin 10. gezegeni olarak anılırken, Uluslararası Astronomi Birliğinin gezegen tanımını yayımlamasının ardından "cüce gezegen" sınıfına sokuldu. Buzullarla kaplı gezegenin yeni statüsü, kendisinden daha küçük olan Plüton'un da "cüce gezegen" kabul edilmesine yol açtı ve güneş sistemindeki gezegen sayısı Astronomi Birliğinin kararıyla 8'e düşürüldü. Keşfedilen gezegene, tanımı üzerindeki tartışmalar nedeniyle, mitolojide kavga ve nifak tanrıçası olarak bilinen Eris'in adı uygun görüldü. Plüton'dan yaklaşık 115 kilometre daha geniş olan Eris, güneş sistemindeki en uzak gezegen olarak biliniyor. Eris'in güneşten uzaklığı 14,5 milyon kilometreyi buluyor. 2005 yılında yapılan gözlemlerde Eris'in bir de uydusu bulunduğu keşfedildi ve bu uyduya Dysnomia adı verildi. Eris'in yörüngesi, Güneş sistemindeki diğer gezegenlerin yörüngesel düzlemine 45 derece eğik konumda bulunuyor. Bu eğim yüzünden 2005 yılına kadar gözlerden uzak kaldığı düşünülen Eris, Güneş'in çevresindeki turunu 560 yılda tamamlıyor.
Güneş sisteminin dışınındaki gezegenler
Evrende yalnız olmadığımızı ispatlamaya yönelik araştırmaların odak noktasında bulunan güneş sisteminin dışındaki gezegenlere ilişkin keşiflerin tarihi, 1990'lı yılların başlarına dayanıyor. Bu yıllarda, güneş sisteminin dışında keşfedilen gezegen sayısı tek haneli sayılarla gösterilirken, 2000 yılında 20 kadar gezegen daha bulundu ve bu sayı son 10 yılda yüzlerce olarak anılmaya başladı. Dünyaya trilyonlarca kilometre uzaklıkta bulunan bazı gezegenlerin teleskoplarla fotoğrafları çekilebildi. Keşfedilen 400'den fazla gezegenin büyük bölümünün, Jüpiter ve Satürn gibi devasa gaz gezegeni olduğu açıklanırken gökbilimciler çalışmalarını, yaşam izine rastlayabileceklerini düşündükleri Dünya benzeri gezegenler üzerinde yoğunlaştırdı
Kök hücrede büyük devrim
Japon bilim adamı Şinya Yamanaka, Kasım 2007'de, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini kanıtlayarak bilim dünyasının kanını donduracak bir atılıma imza attı. Yamanaka, Kyoto Üniversitesi laboratuvarında, insan embriyosu kullanmadan kök hücre üretilebileceğini, farelerden alınan deri hücreleri üzerinde genetik oynama yaparak gösterdi. Araştırmayla elde edilen kök hücrenin insan embriyosu kullanılmadan üretilmesi, kök hücre çalışmalarına izin vermeyen çevreleri rahatsız etmeyecek olması dolayısıyla da büyük önem taşıyor. Kısaca iPS olarak adlandırılan, yeni geliştirilmiş kök hücre tipi, yetişkin deri hücrelerine dört gen yerleştirerek ortaya çıkardı. Vücuttaki 220 hücre tipinden herhangi birinin sayısız kopyasını oluşturma yeteneğine sahip embriyonik kök hücreler gibi davranmaya başlayan iPS hücreleri, hastanın kendi yetişkin hücrelerinden türetildiği için bağışıklık sistemi tarafından reddedilme riski taşımıyor. iPS hücreleri, embriyolardan türetilmediğinden büyük bir ahlaki ve dini soruna yol açmıyor.
7 milyon yıllık kafatası
Afrika'nın Çad çöllerinde 2001 yılında bulunan ve 6-7 milyon yıllık olduğu tahmin edilen kafatası, insanoğlunun atasına dair tartışmaların merkezi haline geldi. Toumai adı verilen kafatasını bulan Michel Brunet liderliğindeki Poitiers Üniversitesi ekibi, kafatasının bir insansıya, insanların atasına ait olduğunu duyurdu. Bilim dünyasında bu görüşe karşı çıkanlar da oldu. Bir kısım bilim adamı, kafatasını, maymunlarla insan arasındaki kayıp halka olarak kabul ederken, bir diğer kısım bunun bir gorile ait olduğu tezini savundu. Soyağacında halen belirsiz bir yere sahip olan Toumai'nin karakteristik özelliklerinde hem insan, hem de maymunla bağlantılar kuruldu, ancak halen nihai bir sonuca varılamadı. Bazı bilim adamları, bulunan kafatasından yola çıkarak, insansıların 7 milyon yıl iki ayak üzerinde yürüdüğü iddiasını da ortaya attı.
Klonlama
Klonlama çağı, 1997 yılında ilk memelinin, Dolly adı verilen bir koyunun klonlanmasıyla başladı. Dolly'i 2000 yılında bir maymun takip etti ve dünyanın farklı yerlerinde birçok araştırmacı, bu iki örneğin ardından at, inek ve kedi gibi birçok hayvan türünü klonlamayı başardı.2001 yılında Güney Asya öküzü, 2009 yılında ise bir deve ile bir bizon klonlandı.
Mars'ta su bulunması
Kızıl Gezegen Mars'ta su bulunduğu iddiası doğrulandı. NASA, uzay aracı Phoenix'in, suyun varlığını kanıtlamakla kalmadığını, suya temas ettiğini açıkladı. Mayıs ayından bu yana Mars'ın yüzeyini, mekanik kolunu kürek yerine kullanarak inceleyen robotun, gezegenin daha önce tahlil edilmemiş bölgesinde suyla karşılaştığı belirtildi.
MicroRna
İlk kez 1993 yılında keşfedilen, ancak adını 2001 yılında alan microRNA'lar, sağlık ile hastalık arasında önemli bir rolü bulunan genetik şifre parçacıklarından oluşuyor. Genin nasıl çalıştığını kontrol eden hücrelerin düzenli çalışması için ihtiyaç duyulan dengenin sağlanmasına yardımcı olan bu parçacıklar işlevini kaybettiğinde hastalıklar ortaya çıkıyor. MicroRNA'ların bu nedenle yeni ilaçların keşfinde çok büyük önemi bulunduğuna inanılıyor.
Genom Hayvanat Bahçesi
Uluslararası bir çalışma olan Genom Hayvanat Bahçesi projesiyle, bir organizmanın DNA'sında kayıtlı genetik bilgilerin tamamına ulaşılmasında maliyetin düşürülmesi amaçlanıyor. 635 milyon avroya ve 10 yıllık bir çalışmaya mal olan proje, hücrelerin nasıl çalıştığının ortaya çıkarılmasına ve hastalıkların sayısız metotla araştırılmasına katkıda bulunuyor.Bilim adamları, Genom 10K adı verilen Genom Hayvanat Bahçesi'ni yaratarak, 10 bin omurgalı türün kayıtlı genetik bilgilerinin tamamına ulaşmayı amaçlıyor.
28 Aralık 2009

BUDUR

video

TEKEL İŞÇİLERİNİN YÜRÜYEMEYİŞİ

TEKEL işçileri Meclis'e gidemiyor
Ankara'da gerginlik devam ediyor... Tekel işçileri, Türk-İş binasına geçişleri esnasında, güvenlik güçlerinin müdahalesine uğradılar.
Güvenpark'ta bekleyen Tekel işçileriyle polis arasında gerginlik yaşanıyor. Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, TBMM'de MHP grubuyla görüştü ve görüşmesinin ardından Güvenpark'ta bekleyen Tekel işçilerinin yanına geldi.
Kumlu ve beraberindeki heyet metro alt geçidini kullanarak Türk-İş binasına geçerken işçiler altgeçit yerine üstten geçmek isteyince polis barikatıyla karşılaştılar. Polisin ablukaya aldığı işçilerle polis arasında tartışmalar yaşandı. Polis, işçilerin ısrarlarını sürdürmeleri durumunda müdahale edileceği konusunda uyardı, ancak Harb-İş Genel Başkanı Ahmet Kalfa ve diğer sendika yöneticileri kol kola girerek polis barikatını yardı ve işçiler Türk-İş Genel Merkezi'ne doğru yürüyüşe geçtiler.
Meclis'e yürüyüşe izin yok
Başkanlar Kurulu Kararı gereği bugün Güven Park'ta basın açıklaması yapan Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu, buradan Meclise yürüyeceklerini belirterek, MHP Grubunu ziyaret ederek sorunlarını anlatacaklarını söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün DEİK Olağan Genel Kurulu'nda yaptığı açıklamayı da eleştiren Kumlu, "Başbakan Erdoğan, 'Yetimin hakkını Tekel işçisine yedirmem' dedi.'Devlet malı deniz, yemeyen domuz' ifadelerini üzüntüyle izledik. On gündür bu eylemi masa başında çözmeye çalıştık. Eylemin onuncu gününde yaptığımız Başkanlar Kurulu toplantısıyla sürekli eylemlilik kararı aldık. Türk-İş'e bağlı profesyonel yöneticileri çağırarak, bugün MHP Grubunu ziyaret edeceğiz. Yarın da CHP Grubunu ziyaret edeceğiz" dedi.
Çarşamba günü ise Türk-İş Başkanlar Kurulu'nu yeniden toplayacaklarını ifade eden Kumlu, gelişmeleri değerlendirerek, yollarına devam edeceklerini söyledi. Hükümetle oturup bunu çözene kadar eylemlerin devam edeceğini kaydeden Kumlu, "Bizim maksadımız üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil" dedi. İşçilerden yönetime tepkiBasın açıklamasının ardından Türk-İş Genel Başkanı Mustafa Kumlu ve diğer sendika başkanlarının Meclise doğru yürüyüşe geçtiği sırada işçiler de heyetle birlikte Meclis'e gitmek istedi. Türk-İş tarafından "Başkanlar gidip görüşecek, biz onları bekleyeceğiz" anonsu yapılması üzerine işçiler ıslık çalarak ve "Ya hep beraber ya da hiç birimiz" sloganları atarak tepki gösterdi. İşçiler ve sendika yöneticileri arasında yaşanan gerginlik, işçilerin Meclis'e yürümek istemeleri ısrarı üzerine tırmandı. İşçiler ve yönetim arasında tartışmalar yaşanırken, işçiler "Türk-İş, işçine sahip çık" sloganları atmaya başladı.
28 Aralık 2009

PINK FLOYD

video

BUNUN ADI NE?

"Arama neden uzun sürdü?"
Genelkurmay Seferberlik Tetkik Kurulu Ankara Bölge Komutanlığı'nda süren aramaların uzun sürmesinin nedeninin "kozmik odadaki bilgilerin tümünün çok gizli olması ve dışarıya çıkarılmasının devlet suçu kapsamına girmesinden" kaynaklandığını ifade edildi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a yönelik suikast iddiası nedeniyle başlattığı soruşturma nedeniyle devam eden aramalar, kozmik gizlilikle yürütülüyor. Arama kararını veren 11. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı ile askeri ve sivil savcılar eşliğinde yaptığı ilk iki arama 38 saat sürmüştü. 38 saatlik aramaya rağmen, bugünde 3.kez arama yeniden başladı. Konuyla ilgili bilgi veren askeri yetkililer ise, komutanlığın "Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası için en yürütülen en gizli çalışmaların merkezi olduğunun" altını çizerken, "burada bulanan bilgilerin soruşturma da olsa hakim tarafından bile kopyalanamaz, alınamaz ve çıkarılamaz" olmasına dikkat çekiyorlar. Aralarında Bölge Başkanı Albay Yusuf A., Albay Erkan Y.B ve Binbaşı İbrahim G.'ninde bulunduğu 8 askerin gözaltında tutulduğu soruşturmada ise ne arandığını sadece soruşturma savcısı biliyor. Kapılarında girip çıkanların gramlık kilo farkını bile hisseden, yüz tarama sistemine sahip, şifreli kapılara sahip ve 24 saat izlenen özel güvenlik sistemine sahip dairedeki tüm bilgiler ise devlet sırrı kapsamında tutuluyor. Aramaların günlerce sürebileceğine dikkat çeken askeri yetkililer, konuyla ilgili soruşturmanın bilgilerin sızmasının bile suç kapsamında olduğuna vurgu yaparak, "Yapılacak haberlerde bile dikkat edilmesi gerekiyor. Devlet sırrı kapsamındaki bilgilerin afişe edilmesine izin verilmemesi gerekiyor" dediler.
Karargah 3. kez aranıyor
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'a suikast iddiası üzerine Özel Kuvvetler Seferberlik Bölge Müdürlüğü'nde 3. kez arama başlatıldı. Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'ı izledikleri iddia edilen iki subayın görev yaptığı Özel Kuvvetlere bağlı Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda üçüncü arama başladı. Yetkili hakim ve savcılar 6 arabalık bir konvoyla 11.30 sularında aramanın yapılacağı Seferberlik Bölge Başkanlığı'na geldi ve karargaha girdi. Aramalar şimdiye kadar 38 saat sürdü Seferberlik Bölge Başkanlığı'nda Cuma akşamı yapılan ilk arama 10 saat sürmüş, daha sonra Genelkurmay Başkanlığı, 8 personelin gözaltına alındığını açıklamıştı. İkinci günkü arama ise yaklaşık 28 saat sürmüştü. İlk aramanın ardından Başbakan Recep Tayyip Erdoğan programında olmamasına rağmen Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile görüşmüş, sürpriz görüşmeye Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Işık Koşaner da katılmıştı. İkinci arama 28 saat sürdü Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’a suikast iddiasıyla ilgili soruşturmada daha önce aranan Özel Kuvvetler’de önceki gece geç saatlerde başlatılan ikinci arama kesintisiz olarak dün de devam etti. Devlet sırlarının bulunduğu evrak odası da arandı.

RECEBİM

video

BİREY OLMALIYIZ

İlhan Selçuk: 'Sağduyu Zamanı'
Cumhuriyet gazetesinin değerli yazarlarından Hikmet Çetinkaya, gazetenin İmtiyaz Sahibi ve başyazarı İlhan Selçuk ile pazar sohbetlerine devam ediyor. Çetinkaya'nın İlhan Selçuk ile yaptığı son görüşmesi bugünkü Cumhuriyet'te...
Hava bir açıp bir kapıyor... Lodoslar, poyrazlar arasında bir İstanbul... Ve dün öğle saatleri... İlhan Ağabey koltuğunda oturmuştu. Kız kardeşi Ülfet Ertel ve ben... Türkiye’yi ve dünyayı konuştuk üçlü sohbetimizde. İlhan Ağabey anlattı, biz dinledik. Türkiye’de yaşanan siyasi gerilim, hükümet-asker arasındaki gerginlik. İlhan Ağabey, sürekli sorular soruyor ve yanıtlarını arıyordu. Bir ara şöyle dedi: “Her şeyimizi laik demokratik Cumhuriyete, Mustafa Kemal’e borçluyuz. Laik demokratik Cumhuriyeti yaşatacağız. Türkiye bir hukuk devleti. Hukuk her zaman bize gerekli. Kışkırtmalara gelmemeliyiz. Çünkü bu yurt bizim. Tüm siyasetçiler, bilim insanları, gazeteciler sağduyulu olmak zorunda. Aklımızı yitirmeyelim. Bölünmeyelim. Bizi ayrıştırmak isteyenlere karşı ulusça tümlüğümüzü koruyalım.”
Gözlüklerini düzeltti...
Gözlerinde eksik olmayan bir pırıltıyla devam etti konuşmasına: “Hiç durmadan değişen çevre... Dünya olayları... Toplumsal koşullar... Bilim... Üretim güçleri... Üretim ilişkileri... Renkten renge giren dünya haritası... Dalgalanan koşullar...” İnsan yanlış yapabilirdi, çevresini ve olayları değerlendirirken... İlhan Ağabey’in deyişiyle “her şeyi ben bilirim” şişinmesi içinde. Üstelik Türkiye’ye tepeden bakıp, dünya sorunlarını hallaç pamuğu gibi atarak gözü kapalı mı yürümeli insan? Yoksa daha alçakgönüllü bir yaklaşım içinde, sağını solunu gözeterek mi olayları ele almalı? İlhan Ağabey’in söylediği her kelimenin bir anlamı ve derinliği var...
***
Bilgece ve bir alçakgönüllülükle olaylara yaklaşmak erdem değil midir? İlhan Selçuk, hem bir bilge, hem de alçakgönüllü... Son olayları kaygıyla izliyor, devletin önemli kurumlarının yıpratıldığının altını çiziyor... Konu dönüp dolaşıp etnik ve dinsel kimliğe geliyor: “...Biz Türkçü değiliz, Turancı olamayız; Lozan sınırları içinde insan haklarını sonuna dek uygulayabilen bir uygarlık anlayışını yeğlemek güzeldir. Ne var ki Kürtçü de olamayız, dinci de! Kürt olmakla, Kürtçü olmak arasında da altı çizilmesi gereken bir ayrım var.Anadolu halkı ne Türkçülüğün ardından koşacaktır, ne Kürtçülüğün, ne dinciliğin!Çünkü, bu toprakları mezbahaya çevirmek için, şovenlik üstünde yükselen bir etnik çatışmanın tohumlarını ekmek isteyenlerin ardına yuvalanmış emperyalizmi, yakın tarihin ardında tanımıştır.” Birinci Dünya Savaşı’yla Turancılık yıkılmıştı...Türkçülüğün düşün lideri Ziya Gökalp de değişen gerçeklere göre yeni yorumlar yapmak zorunda kaldı. Mütarekede İngilizlerin Malta’ya sürdüğü Gökalp, 1924 yılında Diyarbakır milletvekiliyken gözlerini yaşama yumdu.İlhan Ağabey, bir önemli noktanın altını çiziyor bu arada: “İkinci Dünya Savaşı’nda Türkçülük yeniden canlanır gibi oldu. Hitler Almanyası’nın Yeni Nizam’ının etkisiyle Orta Asya’ya dönük Turancılık hevesleri başladı ama bu kısa sürdü.Türkçülük, bir tür şovenliktir; Türk olmakla Türkçü olmak arasında bir ayrım var. Atatürk Cumhuriyeti kurulurken Türkçülük kapandı. Çağdaş ulusalcılığın sınırları çizildi. CHP’nin Aatı okundan birisi “milliyetçilik”ti ama ırkçılık değildi. Daha çok kültürel içeriği ağır basan bir ilkedir. Halkçılık ise demokrasi kavramıydı.”
***
Evet biz ne Türkçü oluruz, ne Kürtçü, ne dinci!
Birey olmamız gerekiyor!
İlhan Selçuk, son aylarda yaşananlardan, hükümet-TSK gerginliğinden kaygılanıyor.İlhan Ağabey, “Demokrasi bilincimiz birey olduğumuz sürece gelişir” deyip ekliyor: “Cumhuriyet devrimi bizi geçmişimizden koparmıyor; geçmişimize bağlıyor. Bu güzel ülkemizde yaşadığımız için mutlu olmalıyız. Kısır çekişmelerle uğraşmamalıyız. Bilim, araştırma, inceleme, önyargısız yaklaşım, bilimsel sentez çabası... Cumhuriyet devrimi bize bu fırsatı sağlıyor. Yoksa geçmişimizin cahili kalırız. Mustafa Kemal Atatürk, laik Cumhuriyeti, yeni kuşakların eğitimini akla ve bilime dayalı öğretim düzeni üzerinde kurmuştu, şeriatçı bu düzeni değiştirdi; Milli Eğitim’de şeriata bağlı kuşaklar yetiştiriliyor, gün geçtikçe denge tersine dönüyor. Bu denge dönüşümü emperyalist güçlerin işine yarıyor. Bugün Türkiye’de 12 Eylül yasaları hâlâ sürüyor, insanlar gece yarıları gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Devletin kurumlarıyla hükümet arasındaki sürtüşme herkesi tedirgin ediyor.Bu sorunları, demokrasimizi geliştirip temel hak ve özgürlükleri sağlarsak aşabiliriz.” Sohbetimiz bitti... Dışarıya çıktım... İnceden bir yağmur altında yürümeye başladım...
28 Aralık 2009

KAPİTALİZM

video

"Issız bir adaya düşmekten daha kötüsü kapitalizm'in seni bulmasıdır"

1974 Cannes Film Festivali "En İyi Kısa Film Ödülü"

26 Aralık 2009 Cumartesi

LEFTER VE ALEX

LEFTER VE ALEX
BABAM VE LEFTER RAKİP OLARAK KARŞILIKLI OYNAMIŞLAR
FOTOGRAFI BULDUĞUM GİBİ KOYACAĞIM

25 Aralık 2009 Cuma

GUNS N ROSES

video

WILD WORLD

video

J.BAEZ - KIZ ÇOCUĞU

video

YANGIN YERİ

video

Darwin'in hastalığı neydi?

Darwin'in hastalığı neydi?
Darwin yetişkinlik döneminin önemli bir kısmını sağlık sorunlarıyla geçirdi. Avustralyalı bir doktor, sağlık sorununun "sislik kusma sendromu" olduğuna inanıyor.
Darwin, bulantı, halsizlik, baş ağrısı ve cilt bozuklukları yüzünden o kadar çok rahatsız oluyordu ki toplumdan uzaklaşmış, yolculuklara çıkamaz hale gelmişti. Bu sorunlar 19. yy’dan itibaren çeşitli spekülasyonlara yol açmıştı. Doktorlar ortakulak iltihabı, arsenik zehirlenmesi veya tropik parazit enfeksiyonu gibi hastalıklar üzerinde dururken, psikologlar, Darwin’in hipokondri (hastalık hastalığı), panik bozukluğu veya evlilik sorunlarına sahip olduğunu ya da babasına karşı bastırılmış öfke beslediğini düşünüyorlardı.Melbourne Monash Üniversitesi anatomi uzmanı John Hayman şimdi tüm bu hipotezlerin çürütüldüğünü açıkladı. Hayman’a göre Darwin’in rahatsızlığı sislik kusma sendromuydu. Baş ve karın ağrısı, bulantı ve yeniden ortaya çıkan cilt enfeksiyonlarıyla kendini belli hastalık her ne kadar genelde çocuklarda görülse de yetişkinlik döneminde de ortaya çıkabiliyor. Bilim adamının korkusu sorunları değil hastalıkları yüzündendi diyor Hayman.
25 Aralık 2009

ESİYOR YELLER

video

TRAKYA TÜRKÜLERİ

video

DÜNYA DEVRİM ŞARKILARI

video

NAZIM FOTOĞRAFLARI

Komünist Manifesto(Communist Manifesto)

video

ECZANE VAZGEÇİLMEZ BİR SAĞLIK MERKEZİDİR

BEN GÜZEL GÖZLÜ KADINLARI SEVERİM - Ü.YAŞAR

video

Ümit Yaşar Oğuzcan

Ben güzel gözlü kadınları severim

Bir de küçük ayaklıları,uzun boyluları

Hem nasıl severim,öyle severim işte

Terler avuçları,kesilir solukları

Ben mahzun kadınları severim

Yavru ceylanca kadınları,ürkekçe

Hem nasıl severim,öyle severim işte

Bilemezsiniz ne güzeldirler,öpüştükçe

Ben akıllı kadınları severim

Düsünen,az konusan,çok bilen

Her yerde,her zaman nazı çekilen

Hem nasıl severim,öyle severim işte

İçimde büyük,sonsuz ateşler yanmalı

Ölümüm bile o kadının yüzünden olmalı

24 Aralık 2009 Perşembe

ÇİZGİ VE ÖTESİ

PİRAYE'YE MEKTUP

Karıcığım,
Bayram geçti. Nasıl geçirdin, diye sormuyorum. Yalnız araya giren bayram mektuplaşmalarımızın, temposunu ağırlaştırdı. Hele bir müddet, muhterem müdürümüzün rahatsızlığı gelen mektupların geç okunmasına sebep verdiği ve bu suretle senden gelen mektuplar elime geç geçtiği için bir hayli üzüldüm.Vedat geldi. Görüştük. Ne de olsa, onu görünce seni görmüş gibi oldum. İpekçiler'le para meselesi hakkında görüştük. Onun ümidi var. Bana altı lira verdi. Bir lirasıyla pul aldım. Artık mektuplarım bir zaman pullu olacak. Darübedayi'den de alacak varmış. Onu alırsın o paranın içinde bana bir metelik bile göndermezsin.Ceketi yeleği aldım.İki gözümNe olur sen de bana yazdığın mektuplardan birisinin tepesine ''Kocacığım'' diye yazsan... Bunu bekledim... Nihayet dayanamadım. Söyledim.Bacağım iyi... Yalnız canım çok sıkılıyor... Bilmem neden? Acayip daüssılalı bir can sıkıntısı. Eskiden etrafımdaki insanları bir romancı gibi, bir senaryocu gibi tetkik ediyor, onların birbirlerinin taban tabana zıddı olan renklerle dokunan ruhlarını görmek beni eğlendiriyordu. Şimdi. Artık hepsini tanıyorum. Bir ikisini seviyorum. Hiçbirine kızmıyorum ve bunun için bir ikisinden gayrısı bana cansız eşya tesiri yapıyorlar... En kötü şey insanın muhiti ile bitaraf bir münasebette bulunması...Suzan'ın beni sorması hoşuma gitti. Memet'im burnumda tütüyor. Vedat'tan bir sürü resimler aldım. Senin tek resmini bekliyorum. Pastelle renkli bir kafanı yapacağım. Benim kalbimde kalan renklerinle. Kalbimin gözüyle.Yeni Adamlar'ı aldım. Çok kötü çıkıyor. Eski nüshaları daha dolgundu. Mamafi sen yine bana onları göndermekte devam et.Tütünüm bol! Bir şiire başladım, ismi ''Hatıralar''.
Sana başlangıcını yazayım:Hapisane,akşam,bahar...Hatıralarhatıralar!..Hatıraların teker tekerkımıldandıkları yer,duyuldukları saatkoklandıkları mevsim!Bir resim:Ne çerçevene altında isim...Bakıyor bana:demirlerinduvardaki gölgeleri içinden...Belkibu onundur,belki ötekisinin.Belki de ikisinin!..Biri nerde şimdi?Öbürü nerde?Ben nerdeyim?Görünmeyen kuşlar gibi aşarakdağı, denizi,yalnız hatıralarbağlıyor bizi...Vedat'a rica ettim bana büyükçe bir İngilizce-Türkçe lügat gönderecek. O zaman İngilizceye daha çok çalışabileceğim...
Senden istediklerim:
1. Resim
2. Mektup
Nazım

ÇİZİKTİRME - ANLAYANA

BAKMAK VE GÖRMEK

ANLAYANA

No Pasaran !