BİR ŞEY YAPMALI

CUMHURİYET İÇİN DEMOKRASİ İÇİN HALK İÇİN GELECEĞİMİZ İÇİN ..................... cemaatlerin yönettiği bir coğrafya olmak istemiyorsak ................. Ama benim memleketimde bugün İnsan kanı sudan ucuz Oysa en güzel emek insanın kendisi Kolay mı kan uykularda kalkıp Ninniler söylemesi
MSN GELEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MSN GELEN etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Nisan 2012 Pazar

Ölüm döşeğinde insan nelerden pişman olur?

Ölüm döşeğinde insan nelerden pişman olur?
Yıllarca ölümü bekleyen hastalarla çalışan hemşire Bronnie Ware, deneyimlerinden yararlanarak yazdığı kitapta insanların hayatlarının son günlerinde en çok neden pişman olduğunu anlattı...
Avustralya’da yıllar boyunca evlerinde ölümü bekleyen hastalarla çalışan hemşire Bronnie Ware, emekli olduktan sonra deneyimlerinden yararlanarak yazdığı kitapta insanların hayatlarının son günlerinde en çok neye pişman olduğunu listeledi. Ware, “The Top Five Regrets of the Dying - A Life Transformed by the Dearly Departing” adlı kitabında ölüm yatağında insanların en çok pişmanlık duyduğu şeyin diğer insanlarla ilişkilerindeki ihmalkarlık olduğunu ileri sürdü. İnsanların ölümlü olduğu gerçeğiyle yüz yüze geldiklerinde çok önemli değişimler geçirdiğini belirten Ware, ölmek üzere olan hastaların inkar, korku, öfke, pişmanlık ve sonunda kabullenme gibi aşamalardan geçtiğini söyledi. Hastalarına en çok ne için pişmanlık duyduğunu soran Ware, aldığı yanıtların temelde benzer olduğunu ve beş başlık altında toplandıklarını keşfetti:
1. “Keşke başkalarının benden beklediği hayat yerine düşlerimi gerçekleştirseydim” Ware’e göre insanlar, yaşamlarının sona erdiğinin farkına varıp geriye döndüklerinde düşledikleri şeylerin çok büyük bir kısmını gerçekleştirmediklerini görüyor ve pişman oluyor.
2. “Keşke bu kadar çok çalışmasaydım” Ware’e göre erkek hastaların büyük bir kısmı, işleri nedeniyle ailelerine ve dostlarına yeterince vakit ayıramadıkları için pişman oluyor. Ware, erkek hastaların büyük bir kısmının eğer bir şansları daha olsa dönüp çocuklarının kaçırdıkları anlarını yaşamak istediklerini gözlemledi.
3. “Keşke duygularımı dile getirseydim” Birçok insanın diğerleri ile ilişkilerini belirli bir düzeyde tutmak için duygularını bastırdığını söyleyen Ware, bastırılan duyguların insan sağlığı üzerinde son derece olumsuz etkileri olduğunu ileri sürdü.
4. “Keşke arkadaşlarımdan kopmasaydım” İnsanların kendi yaşamlarına çok fazla odaklanıp arkadaşlarıyla ilişkilerini yitirdiğini ancak ölüm yatağında fark ettiğini söyleyen Ware, ölmekte olan insanların en çok eski arkadaşlarını özlediğini söyledi.
5. “Keşke daha çok mutlu olsaydım” Çoğu insanın mutluluğun aslında bir seçim olduğunu ölüm anı gelene dek fark etmediğini söyleyen Ware, insanların rahat yaşamak uğruna eski alışkanlıklarına sıkı sıkıya bağlı kaldığını belirtti. Alışkanlıklarından vazgeçmek istemeyen insanların değişme korkusu yaşadığını ve daha fazla mutlu olma şansını kendi kendilerine yok ettiğini belirten Ware, ölüm yatağındaki hastalarının “Keşke daha çok gülseydim, keşke aptalca şeyler yapmaktan bu kadar korkmasaydım” diyerek pişmanlıklarını dile getirdiğini sözlerine ekledi.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

MSN GELEN


Babam 1988 yılında Bypass olmustu.

O yıldan sonra uzun sure bir kolesterol ilacı kullanmaya baslamıstı.

Bazı sıkayetleri uzerıne 5.kez anjio olacaktı.

Anjio tarıhinden 1 yada 2 gün önce guvendıgım bır kısı aracılıgıyla Prof.Dr.Canan Karatay ile tanıstım.

Kendisi Dahiliye ve Kardiyoloji doktorası yapmıs bır kısıydı.

Babamı ılk muayenesınden sonra anjio olmasını engelledi.

(hatta anjioyu engellemek ve babamı fikrinden vazgecirmek icin sert bir ifade bile takınmıstı.) Devamında kan tahlilleri istedi ve sonuclardan sonra da ilaclarında degısıklıklere gıttı.



Hekim gozuyle ;



Babamı 1988 den beri cok farklı , kalple ilgili televizyonda seyrettigim doktorlarda dahil olmak uzere birden fazla hekim muayene etmıstı.

Kan tahliliyle ilgili istedikleri, hastalıgın seyriyle ılgılı soruların bu kadar detaylandırıldıgını ve konsantre olundugunu hatırlamıyorum.

Icımde kendisine ve kararlılıgına karsı saygı olustu.

Kolesterol ılacını kesıp de arkasından sadece tuzsuz fıstık ve kavrulmamıs fındık onermesı, hergun yumurta yıyın demesinden sonra babamın kahkahası beni hayli germisti.

Arkasından, babam ılaclara ragmen yuksek seyir izleyen kolesterolunu kuruyemıs ve yumurta ile dusururse Canan hanımın bustunu dıkecegini yuzune karsı soylemıstı.

Babam o gunden 20 Nısan 2007 yılına kadar bir daha kolesterol ılacı kullanmadı. Kan degerlerı, kolesterol seviyesi hıcbır zaman ılac kullandıgı donemden daha kotu olmadı.

Vefat sebebi ise mide kanseriydi.

Kanser tetikleyen ilacların ıcındeki etkenin kendisi miydi?

Yoksa ilaclardaki boyar madde, koruyucu madde mi, ilaca kıvamını veren bir baska maddemıydı? (tıtanyum dı oksıt, magnezyum stearate vb. ….) Bilemiyorum.

Bildigim ise fakultede 1.sınıfta biyokimya dersinde hocamızın soyledıgıdır.

Vucudumuza aldıgımız her kimyasal, tasıt yada etken maddeler, baska dongulerı de etkilemektedir.



Asagıda Canan hanım ortak tanıdıgımıza yazdıgı e-postayı okumanızı onerırım.

KSS Erdal Turuncoglu


Kolesterol ilaç firmalarının yarattığı bir entitedir.

Büyük bir yalandır.

Büyük bir yalanı firmalar uydurmuş senelerce herkes buna inandırılmıştır!! !

En pahalı ve tehlikeli ilaçlarını satabilmek için.

Statin grubu ilaçlar kanser yapıyor, ALZHEİMER yapıyor ve de kalp yetersizliği yapıyor.

Yaşlılarda dengesizlik ve unutkanlık ve de yaygın vücut ağrılarının sebebidir.

Ben hayatta bu ilaçları vermedim ve de alan hastalarıma bıraktırıyorum! !!

Bütün hayvanların hücre yapılarında kolesterol bulunur.

Kolesterol olmazsa vücudumuzda ne biz ne de hiç bir hayvan yaşayamazdı , oluşamazdı yer yüzünde.

Bu rakamları sağlık kılavuzlarında ortaya atan kişiler 8-9 milyon dolarlar aldıkları bu firmalardan, senelerden beri biliniyor.

Kendileri itiraf ettiler çünkü.

Kolesterol diye bir hastalık olamaz.

Karaciğeri yağlanmaya başlıyan herkesin, şeker metebolizması bozulmuş olan herkesin kolesterolü yükselir.

Hastalıkalrın nedeni kolesterol değildir. Kolesterol altta bir metobolik bozukluk bulunduğunu göstermektedir.

Asıl en tehlikeli olanı kanda yüksek olan şeker ve insülindir.

Bütün hastalıkalrı bunların başlattığını senelerdir söylüyoruz.

Rant getirmediği için göz ardı ediliyor!!!

Para getirmediği, hediyeler dolarlar, lüks otellerde konaklamal getirmediği için doktorlar aldırmıyorlar.

İşte ben EXPOCHANNELL' de aylardan beri bunu söylemekteyim.

İnsanlar şaşırıyorlar.

İlaç firmalarını yarattığı hastalıklarlar 3 tanedir ve dikkat ederseniz ilaçları en pahalı olanlardır.

1. Kolesterol

2. Osteoporoz

3. Menopoz

Bunların hepsi fizyolojik olaylardır, HASTALIK OLAMAZLAR!!! !




Sevgilerimle, Canan Karatay







16 Temmuz 2010 Cuma

Vucudun 24 saati!‏

Vucudun 24 saati!‏

06.00

Kortizon salgılamasıyla organizma uyanıyor. Bu uyanma vücut için kendini yavaşca kalkmaya hazırlama işareti. Metabolizma hareketleniyor, günün işleri için enerji ve protein hizmete hazır oluyor.

07.00

Vücut hâlâ zayıf. Spor yapmaktan kaçının. Kalbe ve dolaşıma gereksiz yüklenirsiniz. Spor yerine kahvaltı edin, sindirim bu saatte mükemmel çalışıyor.

08.00

Libidonun en yüksek olduğu saat. Fazla miktarda hormon salgılanıyor. Sigara tiryakileri için de durum aynı. Kahvaltı sigarası damarları her zamankinden daha fazla çok daraltıyor.

09.00

Vücudun dinç, kuvvetli olduğu saat. Herhangi bir hastalık için iğne olacaksanız bu en doğru zaman. İğnenin ateş ve şişme gibi yan etkileri ender olarak görülüyor, vücut röntgen ışınlarına karşı daha dirençli oluyor.

10.00

Organizmanın kendine gelme, 'ben burdayım' deme saati. Fazla enerjik, vücut en yüksek ısı seviyesinde. Verimliliğimiz de öyle. 'Kısa süre belleği' iyi durumda. Bir önemli ayrıntı: 10.00 ile 12.00 arası enfarktüs olaylarına sık rastlanıyor.

11.00

Vücudun tam formunda olduğu, verimli olmaya programlı bir saat. Kalp ve dolaşım o kadar zinde ki yapılan muayenelerde kalpteki bir bozukluk gözden kaçabilir. Hazır cevaplık tavan yapar, özellikle hesap işleri, matematik ödevleri rahat ve iyi bir şekilde, zorlanmadan çözülür.

12.00

Dinlenme saati. Dikkat azalıyor ve insanı uyku basıyor. Midedeki asit miktarı fazlalaşıp, beyindeki kan akımı azalıyor. Zira kan sindirim organlarını desteklemesi için mide tarafından kullanılıyor. Öğle uykusu uyuyabilen kişilerde istatistiklere göre enfarktüse %30 oranında az rastlanıyor.

13.00

Vücut formdan düşüyor. Verimlilik gün ortalamasının %20 aşağısına iniyor. Bütün organlar en alt düzeyde çalışıyor, sadece safra öğle yemeğini hazmetme faaliyeti gösteriyor.

14.00

Bitkin oluruz. Çünkü tansiyon ve hormon düzeyi düşüyor. Diş doktorundan korkanlar için en uygun randevu saati. Çünkü bu saatte acı az hissediliyor. Lokal anestezi uzun süre devam ediyor (30 dk.)

15.00

Enerji geri geliyor, bellek tam formunda. İkinci verimlilik dönemi başlıyor ama sabahkinden az.

16.00

Spor için en iyi saat. Tansiyon ve dolaşım çok iyi durumda.

17.00

Organların faaliyeti üst düzeye çıkıyor. Kuvvet artıyor, oksijen harcanıyor, böbrekler ve mesane çok çalışıyor. Tırnaklar ve saçın en çabuk uzadığı zaman. Midedeki asit miktarı fazlalaşıyor. 17.00 'ye doğru mide kanaması geçirme riski artıyor.

18.00

Akşam yemeği için ideal saat. Pankreas bu saatte özellikle aktif.

19.00

Kan basıncı ve nabız tembelleşiyor. Bu nedenle kan basıncı düşüren ilaçlara dikkat, tehlikeli olabiliyorlar. Antidepresanların tesiri de bu saatte daha fazla.

20.00

Karaciğerdeki yağ düzeyi düşüyor ve kirli kan kalbe her zamankinden daha fazla akıyor. Alerjisi olanlar ve astımlılar ilaçlarını bu saatte almalı. Etkisi hemen görülüyorr. Antibiyotikler de az dozda alınsa bile etkileri en üst düzeyde oluyor.

21.00

Sindirim organlarının günlük görevi sona eriyor. Gelen herşey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalıyor ve bu çok tehlikeli. Kalan yemekler bağırsak sahasındaki mukozaya hücum ediyor.

22.00

Vücudun polisi akyuvarlar aktif hale geliyor. Sigara içenler dikkat! Bu saatten sonra vücut nikotin gibi zehirleri çok zor atıyor.

23.00

Organizma gün boyunca aktif faaliyet gösteren stres hormonunun salgılamasını durduruyor. Sakinleşip, rahatlıyoruz.

24.00

Uyurken deri hücreleri durmadan çalışıyor, gündüz olduğundan daha sık bölünüyor. İlk rüya safhası, yarım saat içinde rüya görmeye başlıyoruz...

01.00

Verim en alt düzeyde. Bu saatte çalışanlar hata yapabiliyor, dikkat azalıyor, çünkü vücut kendini uyumaya programlıyor.

02.00

Araba kullananlar dikkat: Görme zayıflıyor, tepkiler yavaşlıyor, kazalar bu saatte çok oluyor

03.00

Bedenin de ruhun da en karanlık safhası. Melatonin hormonunun salgılanması tembel ve kararsız yapıyor. İntihar edenlerin sayısı fazlalaşıyor.
04.00

Stres hormonundan enerji kazanıyoruz. Enfarktüs krizleri saat 04.00 ile 06.00 arasında çok oluyor; çünkü kan basıncı oldukça yükselip, damarlar geriliyor. Doğum yapma olasılığının en yüksek saati.

05.00

Stres hormonu bizi faaliyete geçiriyor ve gündüz değerinin tam 6 katına çıkıyor. Vücudumuz harekete geçiyor kaybolan enerji yeniden geri geliyor. Gelsin, yeni bir gün başlıyor.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Erkek Olmanın Dayanılmaz Keyfi

Erkek Olmanın Dayanılmaz Keyfi
1. Vücudundaki kılları mütemadiyen aldırmak zorunda değilsin.
2. Bıyıkların utanç değil çoğu zaman övünç kaynağıdır.
3. Beş günlük tatil için ufak bir çanta yeterlidir.
4. Her kavanozu tek başına açma kabiliyetine sahipsindir.
5. Tazelemek zorunda olduğun bir makyajın olmadığı için zırt pırt tuvalete gitmezsin.
6. Kilo aldığında dostların sana acıyarak bakmaz.
7. Ayakkabılarının topuğu ve tırnağın asla kırılmaz, çorabın kaçmaz.
8. Göbeğin bile bir çekicilik unsuru olarak sunulabilir. "Bu göbek değil sevgilim, aşk halkası.."
9. İş görüşmelerinde kalça ve gögüslerinin güzelligi hiç önemli değildir.
10.Pişireceğin hayvanı kendin avlayabilecek güçtesindir.
11.Duş yapman ve giyinmen en fazla on dakika sürer.
12.Gereksiz eşyaların bulunduğu bir çantayı taşıma alğşkanlığın yoktur. Ceketini alıp çıkarsın.
13.Beşli paket halindeki donların fiyatı, tek bir sütyeninki kadardır.
14. 40 yasına da gelsen kimse evde kaldığını iddia edemez.
15.Çişinle İtalyanca " Seni Seviyorum " yazabilecek kadar kabiliyetlisindir.
16.Yüzündeki tüm renkler orjinaldir ve ne silince, ne yağmurda, ne de ağlayınca çıkar.
17.Arkadaşına yarım saatte bir arkanı kontrol ettirmek zorunda kalmazsın.
18.Bira şisesini açacak kullanmadan açmanın en az beş yolunu bilirsin.
19.Sohbet ettiğin insanlar bakışlarını gögüslerine doğru kaydırmaz.
20.Sokakta muz yemen hiç ayıp sayılmaz.
21.Evlenince soyadını değiştirmek zorunda kalmazsın.
22.Kız arkadaşın kıyafetine karışmaz.
23.Karşı cinsle eşit olduğunu kanıtlamak için ömrünü adanmış hemcinslerin yoktur.
24.Kahvehaneler, stadyumlar senin daha keyifli bir hayat sürmen için vardır.
25.Topuklu ayakkabı gibi bir şeyin üstünde hokkabazlık yapmak zorunda değilsin.
26."Erkek Hastalıkları Uzmanı" diye bir kavram yoktur.

DİYOR Kİ

BAZI HANIMLAR
DİYORKİ;
Mart Ayı Dediler KandırdıLar ALLahım Affet ßeni :))

2 Temmuz 2010 Cuma

BİLİYORMUSUNUZ?

Yapılan bir araştırmaya göre öğrenciler;
Okuduklarının 10% unu;
İşittiklerinin 26% sını;
Gördüklerinin 30% unu;
Görüp işittiklerinin %50 sini;
Söylediklerinin 70% ini;
Yaptıkları şey konusunda söylediklerinin 90% ını
akıllarında tutuyor.

Aklınızda bulunsun

Aklınızda bulunsun...
Bilemeyebileciğiniz yararlı bilgiler
Pırıl pırıl buz için suyu kaynatıp dondurun
Ayna parlaklığını alkolle silerek elde edin
Sakız lekesini elbiseyi 1 saat buzluğa atarak temizleyin
Beyazlık için çamaşırı 10 dakika limon dilimi konmuş sıcak suya sokun

Saçınızı bir çay kaşığı sirkeyle ıslatıp yıkarsanız pırıl pırıl olur
Limondan azami limon suyu almak için limonu bir saat sıcak suda bekletin

Lahana kokusundan kurtulmak için kaynattığınız suya bir dilim ekmek atın
Elinizdeki balık kokusunu elinizi elma sirkesi ile yıkayarak giderin
Soğan soyarken sakız çiğneyin, gözünüz yaşarmaz.
Patatesin çabuk haşlanması için bir patatesin yarısını soyarak kaynatın
Yumurtayı tuzlu suda haşlarsanız çabuk pişer ve çatlamaz.
Mürekkep lekesinin üzerine diş macunu koyup kurumaya bırakın , sonra yıkayın.
Tatlı patatesi haşladıktan sonra soğuk suya atın çabuk soyulur Fare ve sıçanları uzaklaştırmak için bulunabilecekleri yerlere karabiber koyun, kaçarlar

29 Haziran 2010 Salı

HANGİSİ DOĞRU

Ata(ana)larımız bizi sık sık uyarır:
“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olma”
“Acele işe şeytan karışır”
“Ağır git ki yol alasın”
“Sürüden ayrılanı kurt kapar”
“Bela geliyorum demez”
“Ana gibi yâr olmaz”
“Göle maya çalınmaz”
Fakat başka türlü ata(ana)larımız da var:
“Bin bıçak darbesini göze almayan imparatoru alaşağı edemez”
“Akacak kan damarda durmaz”
“Akıllı köprü arayıncaya dek deli suyu geçer”
“Asi kuzuyu kurt yemez”
“Belasız bal olmaz”
“Anadan geçilir yârdan geçilmez”
“Ya tutarsa”

24 Haziran 2010 Perşembe

A King in New York

A King in New York
King ve Cocuk arasında gecen bir Diyalog ( yer yer monolog :) )
K- Ne okuyorsun?
Ç...- Karl Marx.
K- Komünist misin?
Ç- Karl Marx okumak için komünist olmak mı gerekiyor?
K- Değerli bir cevap.
K- Komünist değilsen nesin peki?
Ç- Hiçbir şey.
K- Hiçbir şey mi?
Ç- Tüm iktidar modellerini reddediyorum.
K- Ama birisinin hükmetmesi şart.
Ç- Hükmetmek lafını tasvip etmiyorum.
K- O halde başkan diyelim.
Ç- Hükümet Başkanlığı politik güçtür. Ve politik güç halkı bastırmanın resmi adıdır.
K- Çıkarttığı dergi nedir?
Ö- Günlük olayların yorumu.
K- Genç bey, politika gereklidir.
Ç- Politika halkın itaat etmesi gereken kurallardır.
K- Bu ülkede kanunlar empoze edilmiyor hür vatandaşlar kabul ediyor.
Ç- Ülkeyi biraz gezerseniz öyle olmadığını anlarsınız.
K- Bitirmeme fırsat vermedin.
Ç- Herkes sıkı kontrol altında. Pasaport olmadan parmak oynatamazlar. İnsan haklarını ihlal ediyorlar. Politik despotların silahı gibiler. Onlar gibi düşünmüyorsan pasaportunu elinden alıyorlar. Ülkeden çıkabilmek hapisten kaçmaktan beter. Bir ülkeye girebilmek iğnenin gözünden geçebilmek kadar zor. Seyahat etme hürriyetim var mı?
K- Gayet tabi.
Ç- Pasaportum varsa.
K- Konuşmama izin ver.
Ç- Sadece pasaportu olan. Hayvanların pasaporta ihtiyacı var mı?
K- Bitti mi?
Ç- Bu atom sürati çağında, pasaportsuz insan ne ülkeden çıkabiliyor, ne de içeri girebiliyor.
K- Sus biraz, beni dinle.
Ç- Konuşma hürriyeti var mı?
K- Senden başkasına yok.
Ç- Hür teşebbüs?
K- Pasaporttan bahsediyoruz.
Ç- Monopoller çağındayız.
K- Şimdi lütfen sus.
Ç- Araba fabrikası kurup araba tröstüyle rekabet edebilir miyim?
K- Bir söz söyleyebilsem.
Ç- Bakkal açıp süper marketlerle rekabet edebilir miyim?
K- Sus artık.
Ç- Rekabet imkansız. Monopoller hür teşebbüsü tehdit ediyor. 60 yıl önceye kıyaslarsan.
K- Sen neredeydin 60 yıl önce?
DÇ- Büyük büyükbabasının gözündeki bir parıltıydı.
K- Tamam, bitirdin mi? Şimdi sıra bende. Ne kadar yanlış düşündüğünü anlatayım. İlk olarak......söyleyeceğimi unuttum.
Ç-Ya atom bombası? İnsanlığa atom enerjisi gerekirken atom bombası üretmek cürüm.
K- Beni suçlama. Ben atom bombasına karşıyım.
Ç- Medeniyeti yok edip hayata son vermek istiyorsun.Daha hala 19. yüzyılda yaşadığımızı düşünüyorsun.
K- Tahtımı atom bombasına karşı olduğum için kaybettim.
Ç- Senin gibiler atom bombasının her sorunu çözeceğini düşünüyor.
K- Çok bilmiş, beni dinle.
Ç- Bugün insanlarda çok güç var. Roma İmparatorluğu Sezar'ın katliyle çöktü. Niye? Çok güçten dolayı. Feodalite, Fransız Devrimi'yle yok oldu. Niye? Çok güçten dolayı. Bugün tüm dünya havaya uçacak. Niye? Çok güçten dolayı. Gücün tek bir elde toplanması hürriyetleri tehdit ediyor. Bireyleri aşağılıyor ve mağdur ediyor. Birey nerede?
K- Bilmem.
Ç- Terör onu yok etti çünkü o sevgi yerine nefret dolu. Medeniyetin kurtulması için iktidara karşı savaşmalıyız. İnsan şerefi ve barış sağlanana kadar.
K - KİNG (as charlie chaplin)
Ç - ÇOCUK (as micheal chaplin)
Ö - ÖĞRETMEN
DÇ- DİĞER ÇOCUK

23 Haziran 2010 Çarşamba

MEKSİKA KÖRFEZİ

Meksika Körfezinde durum vahim!!!

Gazi universitesinde olandan kimsenin haberi yok...

Gazi universitesinde olandan kimsenin haberi yok...
DAHA HALA TEHLİKENİN FARKINDA OLMAYANLARA
Kulaktan duyup hayretler içinde kalmıştım bir de buradan yayalım da herkes ibret için okusun. Eğitim camiası bununla çalkalanıyor; sadece eğitimciler bilmesin herkes öğrensin! Ankara Gazi Üniversitesi' nde 1.Ulusal Sınıf Öğretmenliği Kongresi yapıldı. Türkiye'nin değişik illerinden çok sayıda sınıf öğretmeni toplantıya ilgi göstererek Ankara'ya gitti. Kongrede bir çok tebliğ sunuldu.
Toplantı'nın ikinci günü 'Sınıf Öğretmeninin Özellikleri' başlıklı oturum yapılırken kürsüye BUCA EĞİTİM FAKÜLTESİ DEKANI Prof.Dr. Enver Tahir Rıza geliyor. ilköğretimin beş yılında tek ögretmenin 1.sınıftan 5. sınıfa kadar değişmeden görevini sürdürmesi etrafında tartışmalar yapılıyor. Prof. Dr. Enver Tahir Rıza sözlerine başlarken ''beş yılda tek öğretmenin aynı öğrencilerle birlikte olması, olumlu değil'' diyor. Sonra, ''bir de'' diyerek devam ediyor: ''-Cinsiyet sorunu var.'' (...???...!!!...???...) Herkes Enver Hoca'nın sözlerinin devamını nasıl getireceğini merakediyor. Hoca; ''biliyorsunuz, ülkemizde karma eğitim modeli uygulanıyor'' vurgusunu yaptıktan sonra, salonu dolduran yüzlerce kadın öğretmenin gözlerinin içine bakarak aynen şu cümleyi sarfediyor: ''-Hanım öğetmenler erkeklere iyi örnek olamazlar! '' Meslekte 35 yılını geride bırakmış olan hanım öğretmen Yücel Demirhan ''Artık bu kadarına dayanamam'' diyerek yerinden kalkıp salonun çıkış kapısına doğru yöneliyor. Arka sıralarda oturan kongrenin organizasyonunu yapan hocalara dönerek ''bu toplantıyı protesto ediyorum'' diyor, arkasından ekliyor: ''-Ben ona örnek olamazsam, o da bana örnek olamaz! '' Demirhan'ın ardından toplantıya katılan istanbul Doğuş Lisesi öğretmenleri, Bahçeşehir öğretmenleri ve Alev Okulları öğretmenleri salonu terk ediyor.
Cumhuriyet'in ilanından 83 yıl sonra BAĞDAT ÜNİVERSİTESİ ÇIKIŞLI BİR AKADEMİSYEN eğitimci, kadın öğretmenler ile erkek öğrenciler arasına derin bir kama sokmak cesaretini gösteriyor. Üstelik bunu kadın öğretmenleri aşağılalayarak yapabiliyor. Bu skandal, kapalı kapılar ardında sessizlikle geçiştiriliyor.
Asil onemli olan ve memleketi temelinden yikan, halkini esir eden, icerdeki cephenin suskunlugudur.

HAYAT DERSİ

40 yaşında erkek arkadaşlar o akşam nerede yemek yiyeceklerini tartışıyorlarmış. Sonunda Gausthof zum Lowen lokantasında buluşmaya karar vermişler, nedenleri Helga adlı garsonun mini etek giymesi ve bacaklarının çok güzel olmasıymış.
10 yıl sonra, 50 yaşına geldiklerinde aynı konuyu tartışmışlar ve Gausthof zum Lowen lokantasında buluşmaya karar vermişler, nedenleri lokantanın yemeklerinin güzel ve zengin bir şarap kavına sahip olmasıymış.
10 yıl sonra, 60 yaşına geldiklerinde aynı konuyu tartışmışlar ve Gausthof zum Lowen lokantasında buluşmaya karar vermişler, nedenleri lokantanın sessiz ve sakin olmasıymış.
10 yıl sonra, 70 yaşına geldiklerinde aynı konuyu tartışmışlar ve Gausthof zum Lowen lokantasında buluşmaya karar vermişler, nedenleri lokantanın tekerlekli sandalyeler için uygun olması ve asansörünün bulunmasıymış.
Bir 10 yıl daha geçmiş, 80 yaşına gelmiş ve tekrar buluşup yemek yemeye karar verdiklerinde yine Gausthof zum Lowen lokantasında buluşmaya karar vermişler, bu kez nedenleri lokantaya daha once hiç gitmedikleri ve yeni bir mekan tanıma arzularıymış.

9 Haziran 2010 Çarşamba

BUDİSTLER

Budist rahipler, artık yetiştiğini düşündükleri bir öğrencilerini, yola çıkmadan önce çağırdılar. Başrahip öğrenciye tek bir soru sordu:
*
"20 yıldır buradasın, neler öğrendin?"
"Yedi gerçek öğrendim" dedi öğrenci.
*
"Yirmi yıldır buradasın, sadece yedi gerçek mi öğrendin?"
"Evet, yedi gerçek öğrendim..."
*
"Say" dedi başrahip, "birincisi.. ."
"Dostluklar ikiye ayrılır: Kalıcı dostluklar ve geçici dostluklar. Hayatta bir zorluk ortaya çıktığı anda bozulan dostluklar daha çoktur, kalıcı dostluklar çok azdır..."
*
"İkincisi" dedi başrahip."İnsanların çoğunluğu kalplerini ve beyinlerini geçici değerlere ayırmışlar. Bu değerler uğruna kendi gerçek niteliklerinden taviz vermekten, kötü şeyler yapmaktan çekinmiyorlar. .."
*
"Üçüncüsü" dedi başrahip."İnsanlar, amaçlarına ulaşmak için birbirlerini ezmekten çekinmiyorlar. Oysa başkasına kötülük yaparak elde edilen her şeyin geldiği gibi ellerinden gideceğini anlamıyorlar. .."
*
"Dördüncü" dedi başrahip."İnsanlar gerçekte bir anlamı ve önemi olup olmadığını hiç düşünmedikleri fakat değerli ve anlamlı saydıkları şeyler yüzünden birbirlerine zarar veriyorlar.. . Bu şekilde hayatı birbirlerine zehir etmeye alışmışlar."
*
"Beşinci" dedi başrahip."Herkes yanlışın nedenini, başarısızlığın nedenini başkalarında arıyor."Kimse, başına ne geldiyse aslında kendi yüzünden geldiğini anlamıyor, kendi suçunu, yanlışını kabul edip düzeltmiyor.. ."
*
"Altıncı" dedi başrahip."İnsanlar helal lokmanın ve bölüşmenin değerini bilmiyor. En lezzetli lokmanın helal lokma olduğunu unutuyorlar. Vicdanları ve mideleri arasında kaldıkları zaman midelerini tercih ediyorlar... "
*
"Yedinci" dedi başrahip."İnsanlar bir şeye dayanmadan yaşama gücünü bulamıyorlar. Bu yüzden çoğu zaman anlamsız şeylere sarılıyor, güveniyorlar. Asıl sarılmaları ve güvenmeleri gereken belki de tek duygunun sevgi olduğunu anlamamakta ısrar ediyorlar..

ÇOK ÖNEMLİ...

DİKKAT EDİN......... ...
hemen okuyun Bu bilgi sabah Microsoft ve Nortondan ulaştı.Lütfen bu maili tanıdığınız internete giren herkese yollayın. Size kesinlikle zararsız görünen bir power point sunumu (.pps) Maili gelebilir.'Life is beautiful.pps 'Eğer bu maili alırsanız hiçbir koşul altında kesinlikle açmayın ve hemen silin. Eğer bu maili açarsanız ekranınızda şu yazı görünecektir. 'It is too late now, your life is no longer beautiful' (artık çok geç hayat sizin için güzel değil)akabinde PC nizdeki bütün bilgilerinizi kaybedeceksiniz ve size bu maili yollayan sizin bütün şifrelerinizi E kullanıcı adlarınızı alacak. Bu yeni bir virüs ve cumartesi öğleden sonra dolaşmaya başladı virüsün dolaşmasını durdurmak için her şeyi yapmalıyız. AOL şimdiden bu zorluğu onayladı ve Antivirüs yazılımları bu virüsü durdurmak için yeterli değil. Bu virüs kendini 'life owner' isimli bir hacker tarafından yaratıldı. Lütfen bu mailin bir kopyasını arkadaşlarınıza dağıtınız.Ek Bilgi : Bir teknisyenin dediğine göre, bu virüsle IP no. ve hatta 'fiziksel IP no.'hackleniyor ve hacker internete sizin bilgisayarınızdan giriyormuş gibi girip olmadık siteleri ziyaret ediyor, sizden geliyormuş gibi mailler gönderip, sizin adınıza sitele re vs. üye oluyor, faturayı da doğal olarak size kestiriyor. Bunu mutlaka durdurmamız gerek!!!
ÇOK ÖNEMLİ...
Nette akal@hotmail. com diye bir adres dolanıyor. O sizi ekliyor . Kesinlikle kabul etmeyin. Bu, yeni bir virus!!! Eğer listenizdeki biri bunu kabul ederse saniyede siz de gidiyorsunuz. Bu yüzden listenizdekilere bu mesaji yollayınız...

İşte en son dolandırıcılık yöntemi…

İşte en son dolandırıcılık yöntemi…
Evlere kuryelerle, resimde gördüğünüz zarf gönderiliyor ve karşılığında 10 TL ücret isteniyor.Kuryeye ne olduğu sorulduğunda kurye; Maliye’den geldiği ve ne olduğunu bilmediğini söylüyor.Siz de haliyle, vergilerle ya da cezalarla ilgili bir yazı olduğunu düşünerek, parayı verip alıyorsunuz.Zarfı açtığınızda ise, gördüğünüz şey aşağıdaki Maliye Gazetesi …
Vatandaş kandırılarak ve isteği dışında, kendisine gazete satılmış oluyor, hem de10 TL gibi fahiş bir fiyata…“Maliye Bakanlığı” ile ilgisi olmayan ve normal şartlarda çok az kişinin işine yarayan gazete, “Maliye” etiketi altında, Maliye Bakanlığı’ndan geliyormuş gibi tüm vatandaşlara pazarlanarak“kurallara uygun” bir dolandırıcılık daha gerçekleştirilmiş oluyor…Hayırlı işler Türkiye…Gördüğünüz zarf bir tanıdığımıza gelmiş ve o da “Maliye” denince almak zorunda kalmış.

NASİHAT

Bir varmış bir yokmuş,
kadın sabah kalkmış, aynaya bakmış ve kafasında yalnız üç tel saç görmüş."Hımm, demiş galiba bugün saçımı örgü yapacağım!!."
Öyle de yapmış, günü de harika geçmiş!!.
Ertesi gün kalkmış,aynaya bakmış,Kafasında iki tel saç kalmışmış.... "H-M-M," demiş,
"Bugün saçımı ikiye ayıracağım demiş." Dediğini de yapmış, harika bir gün geçirmiş..
Bir ertesi gün yine kalkmış,aynaya bakmış, kafasında tek tel saç var. "Tamam, tamam demiş...artık bugün at kuyruğu yaparım..." Öyle de yapmış, ve çok çok güzel bir gün geçirmiş...
Daha bir ertesi gün aynaya baktığında, Kafasında bir tek tel bile kalmamışmış!!!. "WoW!" diye bağırmış. "Bugün saç derdim yok!!!!" Bakış açısı herşeydir!!!.
Gerektiğinden kibar ol!!!,
Tanıdığın herkes kendi savaşını yaşamakta zaten!!!!.
Basit yaşa,
cömertçe sev,
yürekten düşün sevdiklerini,
Tatlı konuş..
Hayat, fırtınanın geçmesini beklemek değildir ki!...
Yağmurda dansetmeyi becerebilmektir!!!

TEZ

Tez
Bir Tavşan önüne bir daktilo almış, tak tuk tak tuk birşeyler yazıyor.Oradan geçen bir Tilki: - Hey Tavşan, ne yazıyorsun?- Doktora tezimi yazıyorum.- Ha öyle mi, çok güzel, ne hakkında?- Tavşanların Tilkileri nasıl yedikleri hakkında.- Yok canım, olur mu öyle şey, hiç Tavşanlar Tilki yerler mi?- Olur canım, gel istersen, sana ispat edeyim.Beraberce Tavşanın yuvasına girerler. Biraz sonra Tavşan tek başına çıkar ve yine daktilosunun başına geçer, tak tuk birşeyler yazmaya devam eder.Daha sonra oradan geçen bir Kurt, Tavşanı görür.- Hey Tavşan, ne yazıyorsun?- Doktora tezimi.- Ne hakkında?- Tavşanların Kurtları yemesi hakkında.- Yayınlamayı düşünmüyorsun herhalde, buna kim inanır?- Gel istersen göstereyim...Yine beraberce yuvaya girerler. Tavşan biraz sonra tek başına dışarı çıkar.Tavşanın yuvasını merak mı ettiniz? Manzara şudur:Bir köşede Tilkinin kemikleri... Bir köşede Kurdun kemikleri... Diğer köşede ise bir Aslan, kürdanla dişlerini temizliyor!
ANAFiKiR VE SONUÇ:
Doktora tezi yapmak için tezin (ERGENEKON) önemi yoktur.
Konunun (Ulus devleti parçalayıp uydu din devletine dönüştürmek.) da önemi yoktur.
Önemli olan, tez danışmanındır (ABD).
Hadi tavşanı da siz bulun.

ÖNEMLİ

"Bence banka kuruluşları, düzenli ordulardan daha tehlikelidir.. Eğer Amerikan halkı özel bankaların piyasaları kontrol etmesine izin verirse bankalar ve şirketler etraflarında büyüyecek, tüm mal varlıklarını ellerinden alacak ve bir gün çocukları, atalarının fethettiği bu topraklarda evsiz uyanacak."
Thomas Jefferson, 1743-1826
"Eğer bankerlerin kölesi olarak kalmak ve kendi köleliğiniz için bedel ödemek istiyorsanız, bırakın para üretmeye devam etsinler ve ulusun tüm parasını kontrol etsinler." Sir Josiah Stamp 20. yy'ın başladında A.B.D.,zalim maddi menfaatlere hizmet eden birçok merkez bankacılığı sistemini hayata geçirdi ve kaldırdı. O sıralarda bankacılık ve iş dünyasının önde gelen aileleri: Rockefeller, Morgan, Warburg ve Rothschild aileleriydi. 1900'lü yılların başlarında bu aileler bir kez daha, yeni bir merkez bankasının kurulması yönünde kanun çıkmasını istediler. Ama biliyorlardı ki hem hükümet hem de halk, bu kurumlardan usanmıştı. Bu yüzden kamuoyunu yönlendirmek için bir hadise yaratmaya ihtiyaç duydular. Herkesin bir finans otoritesi olarak gördüğü J.P. Morgan, güçlü nüfuzunu kullanarak, New York'ta çok ünlü bir bankanın iflas ettiği, battığı söylentilerini yaydı. Morgan bunun, diğer bankaları da etkileyecek bir histeri krizine neden olacağını biliyordu Nitekim oldu da. İnsanlar, birikimlerini kaybetme korkusuyla bütün paralarını çekmeye başladı. Haliyle bankalar borçlarını tahsil etmek zorunda kaldı, borç alanlar ödeyebilmek için mallarını sattılar, ve sonuç olarak bir çok iflas, satış ve kargaşa meydana geldi. Birkaç yıl sonra, parçaları yerlerine oturtan Fredrik Allen, LIFE dergisinde şunları yazdı. "Morgan hisseleri kazanç sağladı...1907 krizini hızlandırmak için onu kurnazca yönettiler." Tezgahtan habersiz Parlamento, "1907 Krizi" hakkında ve banka kartelleriyle sıkı ilişkiler içinde bulunan ki daha sonra bir evlilikle de Rockefeller ailesine katılan Senatör Nelson Aldrich başkanlığında bir araştırma başlattı. Aldrich'in komisyonu 1907 tarihindeki krizin tekrar yaşanmaması için, bir Merkez Bankası'nın kurulmasını önerdi. Bu tam da uluslararası bankerlerin, planlarını uygulamak için ihtiyaç duydukları şeydi. 1910'da, J.P. Morgan'ın Georgia sahili Jekyll Adası'ndaki konutunda gizli bir toplantı yapıldı. Burası, "Federal Rezerv Kanunu" diye adlandırılan aktin imzalandığı yerdi. Kanun bankerler tarafından yazılmıştı, hukukçular tarafından değil. Görüşme hükümetten ve kamuoyundan o kadar gizliydi ki, katılan yaklaşık 10 kişi birbirlerine hitaben kullandıkları isimlerini sakladılar. Akiti imzaladıktan sonra, siyasi arenadaki adamları Senatör Nelson Aldrich'e verdiler ki o da bunu Parlamento'dan geçirdi. 1913 yılında, bankerlerin de şiddetli desteği ile Woodrow Wilson başkan seçildi ve seçimlerdeki desteğin karşılığı olarak da "Federal Rezerv Kanunu"nu imzalamayı kabul etti. Noel'den iki gün önce, birçok milletvekili evlerinde aileleriyle birlikteyken, "Federal Rezerv Kanunu" oylandı, ve Wilson bunu yasa haline getirdi.
Yıllar sonra, Woodrow Wilson pişmanlık içinde şöyle yazdı:
"Büyük endüstriyel ulusumuz, kendi mali sistemi tarafından kontrol edilir. Mali sistemimiz özelleşmiş bir topluluk halindedir. Bu yüzden, ulusun kalkınması ve diğer tüm hareketleri niyetleri iyi ve halkın yararına dahi olsa, bir avuç adamın ellerindedir. Bu adamlar, kendilerinin ve bazı kişilerin paralarının dahil olduğu büyük yatırımlarla ilgilenmektedir ve çıkarları için gerçek ekonomik bağımsızlığa zarar vermektedirler. Uygar dünyanın, tamamen kontrol edilen, sindirilen ve en kötü yönetilen devletlerinden biri haline geldik. Fikir özgürlüğünün, yönetime inancın ve demokratik seçme özgürlüğünün olmadığı bir devlet, bir devlet ki, egemen ufak bir grubun keyfine ve zikrine kalmış.” -Woodrow Wilson Kongre üyesi Louis McFadden da asıl gerçeği, tasarı kanunlaştıktan sonra söylemiştir: "Burada bir dünya bankası sistemi kuruluyor.. Uluslararası bankerler tarafından kontrol edilen bir merkez. Beraber hareket edip kendi ihtirasları için dünyayı köleleştiriyorlar. Devlet, Federal Banka tarafından gasp ediliyor."
…………………………………..
"Federal Rezerv Kanunu altında, krizler bilimsel olarak yaratılmaktadır. Şu anki kriz, yaratılanların ilkidir ve matematiksel bir denklemden ibarettir." Halbuki 1920'deki kriz sadece ısınma turuydu. 1921-1929 yılları arası Federal Banka para arzını yine yükseltti halka ve bankalara yine büyük borçlar verdi. O sırada borsada marj kredisi denen yeni bir kredi tipi vardı. Basitçe, bir yatırımcı bir hisse senedine değerinin sadece %10'unu ödeyip sahip oluyordu, kalan %90'ı için broker'a borçlanılıyordu. Bir başka deyişle, bir kişi $1000 dolarlık hisseyi $100 dolar ile alabiliyordu. Bu yöntem 1920'lerde çok popülerdi, sanki herkes borsada para kazanmaya başlamıştı. Ama bu kredi tipinin bir handikapı vardı. Parayı her an geri isteyebilirlerdi, ve 24 saat içinde ödemek zorundaydınız. Buna marj çağrısı denirdi. Ve marj çağrısı sonucunda genellikle, borca girerek aldığınız hisseyi satmak zorunda kalırdınız.
Ekim 1929'dan birkaç ay önce, J.D. Rockefeller, Bernhard Barack ve diğer simsarlar sessizce borsadan çekildi, ve 24 Ekim 1929'da, marj kredisi vermiş New York'lu finansçılar alelacele paralarını geri istemeye başladılar. Bu borsada inanılmaz büyük bir tasfiye satışına neden oldu, çünkü herkes marj borçlarını ödemek istiyordu Bu da bankalara akın başlattı ve sonuç olarak 16.000'in üzerinde banka iflas etti, ve aralarında anlaşan uluslararası bankerler rakip bankaları ucuza satın almakla kalmadı, aynı zamanda koca şirketleri de üç beş kuruşa satın aldılar. Bu Amerikan tarihindeki en büyük soygundu.
……………………………
Kar sağlamanın ve kontrolün diğer aracı, savaş. 1913 yılında Federal Rezerv kurulduğundan beri, birçok büyük ve küçük savaş yaşandı. Bunların en çok bilinenleri 1. Dünya Savaşı, 2. Dünya Savaşı ve Vietnam Savaşı'dır. Eyalet Sekreteri William Jennings'in bir gözlemine göre:
"Büyük yatırımcılar, dünya savaşıyla yakından ilgileniyorlar, çünkü savaş, yüksek kar getirecek fırsatlar demek." Uluslararası bankerler için meydana gelebilecek en karlı şey, savaştır. Çünkü savaş ülkeyi, Federal Rezerv Bankası'ndan daha çok faizli borç almaya zorlar. 1. Dünya Savaşı;
323.000 Amerikalının ölümüne sebep oldu. J.D. Rockefeller, bundan yaklaşık 200 milyon dolar kazanç sağladı. Amerika'ya mal olan ve tabi ki faizli borç olarak Federal Rezerv Bankası'ndan alınan 30 milyar doları saymıyoruz bile, ki bu para da uluslararası bankerlerin kazancı olmuştur.
2. Dünya Savaşı;
60 yıl sonra ortaya çıkan delillere göre, Pearl Harbour'a yapılacak saldırı haftalar öncesinden biliniyordu, yapılması istenmişti ve provake edilmişti. 18. yy'dan beri ailesi New York'da bankacılık yapan ve amcası Fredrik'in, "Federal Rezerv" yönetim kurulunda bulunduğu başkan Roosevelt, uluslararası bankerlerin istediği şeye çok sıcak bakıyordu ve istedikleri bu şey savaştı. Roosevelt'in Savaş Sekreteri olan Henry Stimson, Roosevelt'le yaptığı bir konuşmayı, 25 Kasım 1941 tarihinde günlüğüne yazmıştır: "Sorun şuydu ki, onları ilk kurşunu atmaya nasıl zorlayacaktık. Bu olayı kesinlikle Japonların yapacağından emin olmak istiyorduk bu şekilde kimin saldırgan olduğuna dair geriye hiçbir şüphe kalmayacaktı." Pearl Harbour saldırısı yaşanmadan önceki aylar boyunca Roosevelt Japonları kızdırmak ve kışkırtmak için elindeki bütün gücü kullandı. -Japonlara petrol ihracını durdurdu. -A.B.D'deki bütün Japon yatırımlarını dondurdu -Nasyonalist Çin'e halk yardımı ve İngiltere'ye de askeri yardım yaptı. ki her iki devlet de Japonya'nın düşmanıydı.. Bunların hepsi uluslararası savaş kurallarına tamamen aykırıydı. Ve 4 Aralık günü, yani saldırıdan 3 gün önce, Avustralya istihbaratı Roosevelt'e, bir Japon saldırı kuvvetinin Pearl Harbour'a doğru yaklaştığını bildirdi. Roosevelt umursamadı.
……………………………………..
Nazi Almanya'sının savaş hareketi iki kuruluş tarafından destekleniyordu, ve bunlardan biri I.G. Farben'di. I.G. Farben Almanya'nın patlayıcılarının %84'ünü ve toplama kamplarında milyonları öldürmekte kullanılan Zyklon B gazını üretiyordu. I.G. Farben'in adı geçmeyen ortaklarından biri de, J.D. Rockefeller'ın Amerika'daki "Standart Petrol Şirketi"ydi. Hatta Alman Hava Kuvveti uçakları, Rockefeller'ın bu petrol şirketinin ürettiği özel katkı maddesini kullanmadan uçamazdı. Örneğin Londra'nın Naziler tarafından ağır bombalanması, I.G. Farben'in, Rockefeller'ın petrol şirketinden satın alıdığı 20 milyon dolarlık yakıt sayesinde yapılabilirdi. Bu, Amerikan iş dünyasının 2. Dünya Savaşı'nda her iki tarafı da nasıl finanse ettiğini gösteren ufak bir örnek sadece. Söz konusu bir diğer hain kuruluş da, New York'taki Birleşik Bankacılık Kurumu'ydu. Hitler'in güçlü yükselişini tetikleyen birçok yatırımı finanse etmekle kalmadılar, ayrıca savaş boyunca birçok materyal gibi, Nazi paralarını da bankacılık yoluyla akladılar. Yani milyonlarca dolar Nazi parasını kasalarında tuttular. New York'taki "Birleşik Bankacılık Kurumu", düşmanla ticaret prensiplerine tamamen aykırı hareket etti. Tahmin edin Birleşik Banka'nın başkan yardımcısı ve yöneticisi kimdi? Prescott Bush, şimdiki başkanımızın büyük babası
……………………………………
Vietnam Birleşik Devletler, Kuzey Vietnam'a resmi olarak 1964 yılında savaş ilan etti, yani Tonkin Körfezi'nde Vietnam PT botlarının A.B.D destroyerlerine saldırdığı iddiasından hemen sonra Eski Savunma Sekreteri Robert McNamara yıllar sonra, Tonkin Körfezi Olayı'nın bir "Yanlışlık" olduğunu söyledi, ve birçok yetkili ya da subay ortaya çıkarak bu açılamanın bile törpülenmiş olduğunu, aslında olayın tamamen bir orta oyunu, büyük bir yalan olduğunu söylediler. Ekim 1966'da, başkan Lyndon Johnson sovyet bloğuna uygulanan ticari ambargoları kaldırdı, çünkü çok iyi biliyordu ki Sovyetler, Kuzey Vietnam'ın askeri ihtiyacının %80'ini karşılıyordu. Sonrasında Rockefeller Yatırımcılık, Sovyetler Birliği'ndeki bazı fabrikaları finanse etmeye başladı, ki bunlar Kuzey Vietnam'a gönderilen askeri mühimmatların üretildiği fabrikalardı. Halbuki, her iki düşmanı da finance etmek madalyonun sadece bir yüzüydü
………………………..
1985 yılında, Vietnam'da uygulanan askeri yetki mevzuatı deşifre edildi. Bu mevzuat, Amerikan askerlerinin savaşta neyi yapıp neyi yapamayacağını belirtiyordu. Şöyle absürdlükler vardı: -Kuzey Vietnam uçak savar sistemleri, tamamen aktif oldukları doğrulanmadan bombalanmayacaktı. -Laos ya da Kamboçya sınırını geçen hiçbir düşman takip edilmeyecekti. -Hepsinden önemlisi, yüksek ordu komutanlığı tarafından onaylanmadıkça hiçbir stratejik hedefe saldırı yapılmayacaktı. Bütün bu komik kısıtlamaların hepsi bir yana, Kuzey Vietnam'lılar bu mevzuatı biliyordu ve bütün stratejilerini Amerikan güçlerinin bu kısıtlamaları çevresinde şekillendiriyorlardı. Bu yüzden savaş bu kadar uzun sürdü ve anafikir şuydu: Vietnam Savaşı asla kazanılmamalı.. Sadece uzatılmalı
……………………….
Eğer bir bölgeyi yok etmek isterseniz, bunu nasıl yaparsınız? Bunun iki yolu var: oraya gidip bombalama falan yaparsınız, tabi bu çok da etkili bir yöntem değildir. Yapmanız gereken şey, orada yaşayan insanlara birbirlerini öldürtmektir ve bu şekilde onların yaşadıkları bölgeyi, tarlalarını yok edersiniz. İşte o bölgede de yapılan bu. Bir düşmanı yok etmenin yolu, onun kendi kendini yok etmesini sağlamaktır, bunu da askerlerini ikiye bölerek yaparsınız. Sonra iki tarafı da beslersiniz, çift taraflı çalışan ajanlarınız her iki tarafı da kışkırtır. Ve birbirlerini öldürürler. (Irak) Artık bazılarımızın bu gerçeğe uyanmasının vakti geldi. Anlamanız gereken şey, imparatorluklar kurmak isteyen bazı insanlar, feth etmeye çalıştıkları insanları yönlendirerek hedeflerine ulaşmaya çalışıyorlar.
………………………….
Hükümetiniz, elde etmek istediği kadar ödüyor Devlet ne sipariş ediyorsa onu elde ediyor. Çocuklarınızın eğitilmesini istemiyorlar. Çok fazla düşünmenizi istemiyorlar. Bu yüzden ülkemiz ve tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle medyayla, televizyon programlarıyla, lunaparklarla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi, insanların zihnini meşgul tutmak için. Yani çok fazla düşünmeniz, önemli insanların işine gelmiyor. Uyanmanız ve anlamanız gerek ki, hayatınızı yönlendiren insanlar var, ve siz bunun farkında bile değilsiniz.
……………………………………
2005 yılında Kanada, Meksika ve A.B.D arasında bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma halka duyurulmadı, kongrede oylamaya sunulmadı ve A.B.D-Kanada-Meksika arasındaki sınırları kaldırarak onları bir birlik haline getirdi. Buna "Kuzey Amerika Birliği" adı verildi. Başkan Bush bu anlaşmaya imza atarak, bildiğimiz anlamda Birleşik Devletler'in sonunu getirdi. Ve ne A.B.D parlamentosunun ne de Birleşik Devletler halkının, onayını almaya ihtiyaç duymadı. Bu çok az kişinin bildiği bir anlaşma. Yine yatırımcı sınıfından çok üst düzey birkaç kişi tarafından gerçekleştirildi. Fakat işçi sınıfından insanların ve ülkemizin birçok şehrinden ya da partisinden siyasi yetkilinin bu konu hakkında hiçbir bilgisi yok. Bu bir ticaret anlaşması değil. Bu, söz konusu ülkelerin bağımsızlıklarının ellerinden alınması demek ve ayrıca Amero adında tamamen yeni bir para biriminin kabul edilmesi gündemde. Kuzey Amerika Birliği, Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve yakında kurulaca Asya Birliği ile aynı yapıdadır ve hepsinin arkasında aynı kişiler vardır. Ve zamanı geldiğinde; Kuzey Amerika Birliği, Avrupa Birliği, Afrika Birliği ve Asya Birliği birleşecek ve bu adamların 60 yıldır üzerinde çalıştıkları planın son aşaması gelecektir. Tek bir dünya devleti.! "Bir Dünya Devletini, istesek de istemesek de kurmalıyız. Asıl soru, bu Devletin zorla mı yoksa herkesin rızasıyla mı kurulacağıdır." Paul Warburg, Dışilişkiler Üyesi Federal Rezerv Sistemi'nin Kurucusu-1950
…………………….
"Washington Post, New York Times, Time Magazine ve diğer büyük yayın organlarının yöneticilerine, görüşme çağrılarımıza katıldıkları ve verdikleri sessizlik sözünü 40 yılı aşkın tuttukları için teşekkürü borç biliriz. Eğer bu yıllar boyunca halkın dikkatini yaptıklarımıza çekselerdi, dünya üzerindeki planımızı gerçekleştirmemiz imkansız olurdu. Dünya her geçen gün, daha bilinçli ve daha hazır bir şekilde Dünya Devleti'ne doğru ilerlemektedir. Entellektüel elit bir kesimin ve dünya bankerlerinin kuracağı bir çok uluslu egemenlik, geçtiğimiz çağlarda gördüğümüz tek uluslu oluşumlardan daha caziptir. David Rockefeller, Dış ilişkiler Üyesi
…………………
Aaron Russo, bir film yapımcısı ve eski bir siyasetçi. Nicholas Rockefeller ile çok yakın bir dostluk sürecinin ardından, Aaron bir süre sonra görüşmeyi kesti, çünkü Rockefeller ailesi ve onların tutkuları hakkında öğrendikleri şeyler yüzünden dehşete düştü. Tanıdığım bir avukat birgün beni aradı ve şöyle dedi: -"Rockefeller ailesinden biriyle tanışmak ister misin?" Ben de: -"Olur, çok sevinirim." dedim. Sonra dost olduk ve bana birçok şey anlatmaya başladı, ve bir gece bana şöyle dedi: -"Bir olay olacak Aaron, ve o olaydan sonra Afganistan'a gireceğiz, bu sayede Hazar Denizi'e boru hattı döşeyebileceğiz, Irak'a girip ordaki petrolü alacağız ve orta doğuda bir üs inşaa edeceğiz ve oradan da Venezuella'ya gidip Chavez'den kurtulacağız." İlk ikisini bitirdiler, Chavez'i daha bitirmediler. Ve şöyle dedi: -"Asla bulamayacakları biri için mağaraları araştıran bir sürü adam göreceksin." Teröre karşı verdiğimiz savaş ve aslında gerçek bir düşman olmaması konusunda konuşup gülüyordu. Bu savaşın nasıl asla kazanılamayacak bir savaş haline getirildiğini anlatıyordu, bunun sonu olmayan bir savaş olduğunu, bu şekilde insanların özgürlüklerinin ellerinden alındığını söylüyordu. Ben de şöyle dedim: -"İnsanları bu savaşın gerçek olduğuna nasıl inandıracaksınız?" O da: -"Medyayla.. Medya herkesi bunun gerçek olduğuna inandırabilir." dedi. -"Birşeyler hakkında konuşmaya devam edersen ve aynı şeyleri tekrar tekrar söylersen, insanlar sonunda buna inanacaktır." dedi. Biliyorsunuz, 1913 yılında Federal Rezerv'i yalanlarla kurdular. Sonra 11 Eylül'ü yarattılar, ki bu da başka bir yalandı. 11 Eylül sayesinde teröre karşı savaş başladı ve birden Irak'a gittik, bu da bir başka yalandı, ve şimdi de aynı şeyi İran'a yapacaklar. Oradan oraya, oradan oraya, oradan da oraya geçip duruyorlar.. Ben de sordum: -"Bunu neden yapıyorsunuz? Buradaki amaç ne? Dünyadaki bütün paraya sahipsiniz hem de istemeyeceğiniz kadar, bütün güce sahipsiniz, insanların canını yakıyorsunuz. Bu kötü birşey." Ve bana şöyle dedi: -"İnsanları neden umursuyorsun ki? Kendini ve aileni düşün yeter." Ve sonra şöyle dedim: -"Tamam da asıl amaç ne?" Şöyle dedi: "Asıl amaç dünyadaki herkese çip takmak, RFID çipi yerleştirmek. Herkesin parası ve sahip oldukları herşey o çiplerde olacak, ve eğer birileri bizi protesto ederse ya da yaptıklarımızı eleştirirse, çiplerini kapatacağız." 2005 yılında meclis, göçmen kontrolü ve tabi ki teröre karşı savaş bahanesiyle, "Gerçek Kimlik" kanununu kabul etti ve Mayıs 2008'de hayata geçecek projeye göre, her birimiz içinde kişisel bilgilerimizi barındıran ve taranabilir barkoda sahip bir "Federal Kimlik Kartı" taşımak zorunda kalacağız. Halbuki bu barkod sadece bir geçiş aşaması, bu kimlik kartına daha sonra, radyo frekansları sayesinde gezegendeki her hareketinizi takip edebilecek bir VeriChip RFID izleme modülü eklenecek. Eğer bu size saçma geliyorsa, bilginiz olsun bu RFID izleme çipi yeni çıkan tüm Amerikan pasaportlarında mevcut. Ve son aşama implant çip, birçok insana farklı sebeplerle çoktan kabul ettirilmiş bir dayatma Eğer gözlerinizi açıp görebilirseniz, bu sizin geleceğinizi için çizilen bir resim. Tek merkezli bir dünya ekonomisi, herkesin her hareketinin her icraatının izlendiği ve kaydedildiği bir dünya. Haklarınızın olmadığı. Ama aslında en vahim durum, bu totaliter öğeler insanlara zorla dayatılmayacak, insanlar bunları talep edecek.
………………………………..
Parola "Böl ve Yönet" Ve insanlar kendilerini, herşeyden soyutlatmış olarak görmeye devam ettikleri sürece, köleleştirilmeye boyun eğmiş olarak kalacaklar. Perdenin arkasındakiler bunu biliyorlar. Ayrıca biliyorlar ki, eğer insanlar doğaya bağlı oldukları gerçeğini anlarlarsa, ve içlerindeki gücün farkına varırlarsa yarattıkları ve soyup soğana çevirdikleri tüm bu Zeitgeist, kağıttan evler gibi yıkılacak. İçinde yaşadığımız tüm bu sistem, bizim güçsüz olduğumuzu, zayıf olduğumuzu, toplumun kötü olduğunu, suç içinde yüzdüğünü dayatır durur. Hepsi büyük bir yalan! Biz güçlüyüz, güzeliz, harikuladeyiz. Gerçekte kim olduğumuzu ve nereye gittiğimizi anlamamamız için hiçbir neden yok. Sıradan bir birey güçlü olamaz diye birşey yok. Bizler inanılmaz güçlü varlıklarız. Düşünüyorum da, hayatımın 30 yılını geride bıraktım, bu 30 yıl boyunca hep birşeyler olmaya çalıştım. Birşeyleri iyi yapmak istedim, teniste iyi olmak istedim ve okulda ve notlarımda. Ve hayata hep şöyle bir perspektiften baktım: -Şu halimle yeterli değilim ama, eğer şu işte iyi olabilirsem... Şimdi farkettim ki bu oyunu yanlış anlamışım. Çünkü oyunun amacı, zaten olduğum şeyi bulmakmış. Bizlere kültürümüzde, bireysel farklılıkların karşısında durmayı öğrettiler hep. Bir insana bakıyoruz ve ona hemen bir yafta yapıştırıyoruz. Neşeli, aptal, yaşlı, genç, zengin, fakir.. Ve bu ayrımı yaptıktan sonra, onları kategorilere ayırıyoruz ve o şekilde davranıyoruz. Ve sonra baktığımızda sadece, ayırdığımız şekilde duran bizden ayrı birçok insan görüyoruz. Gerçeği anlamanın en dramatik yönlerinden biri de başka bir insanla birşeyler paylaşmak ve ansızın ortak yönlerinizin olduğunu görmek, sizden farklı olmadığını anlamaktır. Anlamamız gereken gerçek; senin içindeki cevher de, benim içimdeki cevher de aynı, tek. Anlamamız gereken, bir başkası yok. Aslında herkes tek. Ben Richard Albert olarak doğmadım, ben sadece bir insan olarak doğdum ve bütün bu, "Ben Kimim?", "İyi Miyim Kötü Müyüm?", "Başarabilir miyim? Başaramaz mıyım?" safhasını sonradan öğrendim. Hepsi bu yolculuk boyunca öğrenildi.
………………….
“Sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde, dünya barışı tanıyacak. Sri Chinmoy Ghose (Hint Şair)
Bill Hicks eskiden şovlarını şöyle bitirirdi: Hayat lunaparkta bir gezinti gibidir, ve gezintiye başladığında onun gerçek olduğunu düşünürsün, çünkü zihinlerimiz bu kadar güçlüdür. Gezinti bir yukarı, bir aşağı devam eder, döner ve döner, seni heyecanlandırır, ürpertir ve parlak renklerle doludur. Ve bir süre çok gürültülü ve çok eğlenceli olur. Bu gezintide uzun süre kalanlar sorular sormaya başlarlar: Bu gerçek mi? Yoksa sadece bir gezinti mi? Ve aralarından cevabı hatırlayan insanlar geriye dönüp şöyle derler: Hey, merak etme, korkma sakın. Çünkü bu sadece bir gezinti. Ve biz bu insanları öldürdük. Susturun şunu! Ben bu gezintiye çok fazla yatırım yaptım, susturun şunu! Şu çatılmış kaşlarıma bakın. Şu büyük banka hesabıma ve aileme bir bakın, bu gerçek olmalı.. Bu sadece bir gezinti. Ama bunu bize anlatmaya çalışan bütün iyi adamları öldürdük, hiç farkettiniz mi? Ve şeytanın fitne tohumları ekmesine izin verdik. Ama önemli değil, çünkü bu sadece bir gezinti ve bunu istediğimiz zaman değiştirebiliriz. Bu sadece seçim meselesi. Çaba yok, çalışmak yok, iş yok, para kazanmak yok. Şimdi seçim yapın... Korku ve sevgi arasında. Devrim, şimdi...
Yazı ile ilgili sayfalar:
http://forum.donanimhaber.com/m_38410618/tm.htm
No Pasaran !