Tarih : 14.08.2009
Sayı : 34.06077
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı
İmar ve Şehircilik Daire Başkanlığı’na,
Saraçhane- İSTANBUL
Konu: İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’nin 13.02.2009 tarihli toplantısında oy çokluğu ile kabul edilmesinin ardından 15. 06.2009 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı tarafından da onaylanarak 17.07.2009 tarihinde askıya çıkarılmış olan 1/100 000 ölçekli İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’na ilişkin itirazlarımız.
Askıdaki 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na ilişkin itirazlarımız aşağıda bilgilerinize sunulmaktadır:
1-) Plan Raporu’nda (sf. 541), Ana Stratejiler arasında,
“Parçacı planlama yaklaşımlarının neden olduğu “bütünlüğü bozma” tehlikesinin engellenmesi için uygulanabilir anlayış çerçevesinde bütüncül planlamaya geçilmesi” de sayıldığı halde, görülen odur ki, plan tam da bunun aksi bir yaklaşımla hazırlanmıştır.
Merkezi hükümet tarafından bir üst plana dayanmaksızın gündeme getirilmiş olan Galataport, Zeyport, Haydarpaşa v.b. gibi bir çok kentsel dönüşüm projesi ve yatırım kararları, 22.08.2006 tasdik tarihli planda yer aldığı gibi, askıdaki yeni planda da yer almaktadır.
Kent ve insan odaklı olmayıp “İstanbul’un pazarlanması ve küresel şirketlere rant alanı sunulması” anlayışı temelinde gündeme getirilmiş olan bu gibi projeler ve bunların tetikleyeceği gelişmeler, İstanbul’un tarihsel, doğal değerlerine zarar verecek ve gereksinimi olan sağlıklı gelişiminin önünde engel teşkil edecektir.
Herhangi bir araştırmaya ve bir üst plana dayanmayan, sadece İstanbul’un pazarlanmasına yönelik bir yaklaşımın eseri olan bu kentsel projelerin hiçbir analiz ve sentez çalışmasına ve değerlendirmesine dayanmaksızın kabul edilerek plana işlenmesi, ortaya çıkan planı bir “paylaşım ve pazarlama” belgesine dönüştürmektedir.
Ayrıca, bu projelerle Salıpazarı , Zeytinburnu ve Haydarpaşa’ya “Kruvaziyer Liman” kararları da getirilmiştir. Planda bu alanların kıyıları “liman” olarak gösterilmekte, plan raporunda ise, bu limanların “kruvaziyer liman” olacağı vurgulanmaktadır. Bu alanların “kruvaziyer liman” olarak kullanılması İstanbul’un tarihi, kültürel ve doğal yapısı ile uyuşmayan, tahrip edici sonuçlar doğuracak kararlardır.
Bu tür plansız projeler 1/100 000 planda yer almamalıdır.
2-) Askıdaki plan, yukarıda değindiğimiz “üstten talimatlı, plansız, sakıncalı projeler”e yeni bir ilave daha getirmiş; 2006 planında konut alanı olan Ataşehir’in batı yakası, yeni planda “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi”ne dönüştürülmüştür. 2008 yılında, 22.08.2006 tastik tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı yürürlükte iken, bölgenin planda “konut alanı” olarak gösterilmiş olması hiç dikkate bile alınmadan, Ataşehir’in batı yakası, plan kararları hiçe sayılarak, Başbakan tarafından finans merkezi olarak açıklanmış ve TOKİ tarafından, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli planlarda yapılan tadilatlarla, belirli alanlar MİA(Merkezi İş Alanı)’na dönüştürülmüştür. Onaylanan yeni 1/100 000 İstanbul İl Çevre Düzeni Planı’nda da, bu karara aynen uyularak, bu alan, konuttan “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi”ne dönüştürülmüştür.
Böylece, 2006 planında 1. derece Merkez olarak “Kozyatağı” gösterilmişken, yeni planda, bu alan “Kozyatağı- Ataşehir” olarak tanımlanmıştır.
Oysa, Batı Ataşehir’e MİA fonksiyonu getiren 15.02.2008 t.t. 1/5000 ve 1/1000 ölçekli söz konusu plan tadilatlarının iptali için Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesince dava açılmış olup, 1. İdare Mahkemesi, 20.03.2009 tarih ve E: 20072008/1161 sayılı kararı ile, planlar için “yürütmeyi durdurma” kararı almıştır.
Bu yargı kararının da dikkate alınarak, bu son derece sakıncalı, üstten emir-komuta zinciriyle gelen bu plan kararının düzeltilmeli, 1. Derece Merkez tekrar 2006 planındaki biçimde Kozyatağı’na alınmalı, Batı Ataşehir’in tamamı ise tekrar konut alanına dönüştürülmelidir.
3-) Kentin yaşam kaynaklarının, ormanlarının, içme suyu havzalarının korunması, bunun için kentin kuzeye doğru gelişimini engellenmesinden söz eden plan raporunun aksine, planda kuzeye gelişime yol açacak plan kararları yer almaktadır. Bu çerçevede, Ümraniye’de, hem de 2-B arazisi üzerine MD (Ticaret ve Hizmet Alt Merkezi) kararı getirildiği görülmektedir. Bu alan, 2-B alanı yanı sıra, Elmalı İçmesuyu Havzası ve orman alanına da komşudur. Bu alana getirilen Alt Merkez fonksiyonu, sadece 2B alanını yapılaşmaya açacağı gibi, etrafında yaratacağı çekim alanı ile de, kuzeye doğru gelişimi teşvik ederek, içme suyu havzası ve orman alanlarında yeni yapılaşmalara ve dolayısıyla ciddi tahribata neden olacaktır.
4-) İstanbul’un batı sınırında, Gümüşyaka- Çanta- Değirmenköy bölgesi’nde, “Gelişme Alanı”, “Sanayi Alanı” , D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı) L (Lojistik Bölge) ve MD( Alt Merkez) fonksiyonları getirilmiştir. Bu fonksiyonların yer aldığı bölgenin kuzeyi ve güneyinde ise,” Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”lar yer almaktadır.
Yapılaşmaya açılan bu alanlar 2006 tarihli 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın Sentez paftasında (Doğal Yapı Eşik Sentezi-1 ) “Mutlak Korunacak Alanlar” olarak gösteriliyordu. Yeni “Doğal Eşik Sentezi” paftasında bu alanların “Mutlak Korunacak Alan” dan çıkartılarak, “Öncelikle korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları” olarak gösterilmiş olduğu görülmektedir. Öncelikle, bu alanları yapılaşmaya açmanın dayanağını oluşturan Doğal Yapı sentez paftalarındaki bu değişikliğin tekrar gözden geçirilmesi gerektiği kanaatındayız.
Bunun yanı sıra, yapılaşmaya açılan bu alanların, kuzey ve güneyde yer alan “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan”lar üzerinde de olumsuz gelişmelere neden olacağı açıktır.
5-) Silivri ve Çanta arasında, E-5 altında kalan alanın bir kısmı İTA (İleri Teknoloji Alanı), bir kısmı EBT (Eğitim, Bilişim ve teknoloji Alanı), bir kısmı da F ( Fuar Alanı), bir kısmı da D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı) olarak gösterilmiş. olmuş. “Doğal Eşik Sentezi” paftasında “Mutlak Korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları” olarak görülen bu alanı yapılaşmaya açan plan kararları son derece sakıncalı kararlardır.
Bu alanlar yapılaşmaya açılmamalı, tarım alanları olarak korunmalıdır.
6-) Yeni planda, Silivri’de, E-5 kuzeyinde,“Tarımsal Niteliği Korunacak Alan” üzerinde, İstanbul için 3. bir havalimanı kararı getirilmiştir. Bu kararın planlama süreci sonunda oluşmuş bir karar olmadığı açıktır. 2006 tarihli planda böyle bir karar söz konusu olmadığı gibi, devam edilen plan çalışmaları sürecinin hiçbir aşamasında da böyle bir ihtiyacın söz konusu edilmediği bilinmektedir. Ta ki Ulaştırma Bakanlığı 3. bir havalimanı yapılacağı açıklaması yapana kadar. ..Yani, gene planlama bütününden uzak biçimde, merkezi hükümet tarafından gündeme getirilen ve yerel yönetim tarafından da hemen plana işlenen bir yatırım kararı söz konusudur . Plandaki bu yeni havalimanı, korunması gerekli alanları cazibe merkezleri haline getirecek bir konumdadır ve Sabiha Gökçen Havalimanı’nın Kurtköy ve çevresinde yarattığı olumsuz gelişmelerin ve doğal alanlardaki tahribatın bu alanlarda da tekrarlanmasına neden olacaktır.
7-) Askıdaki planda Küçükçekmece içme suyu havzası olmaktan çıkarılmış;
Gölün batısındaki Arkeolojik Sit Alanı Ü (Üniversite Alanı) olmuştur. 2006 planında Avcılar’daki mevcut kampus alanı Ü (Üniversite Alanı), gölün batısındaki arkeolojik sit alanının geri kalanının tamamı ise A (Arkeolojik Sit Alanı) olarak gösterilmişken, askıdaki yeni planda, sit alanının sahil kesimi “Kentsel ve Bölgesel Yeşil ve Spor Alanı” olarak gösterilmiş; arkeolojik sit alanın geri kalan kısmı ise, Ü (Üniversite Alanı) olarak yeni yapılaşmaya açılmıştır. Halen kazıların sürdüğü ve İstanbul’un tarihini değiştirecek derecede önemli bulguların ortaya çıkarıldığı bu alanın “Arkeolojik Sit Alanı” olmaktan çıkarılmış olması son derece yanlış ve sakıncalı bir karardır ve ayrıca, İBB’nin, halen kazıların sürdürülmekte olduğu bu alanla ilgili olarak tek başına böyle bir plan kararı almaya da, bu alanı yapılaşmaya açmaya da yetkisi yoktur.
Küçükçekmece, plan raporlarında da vurgulandığı gibi, İstanbul’un “ekolojik ve biyolojik önem taşıyan doğal yaşam mekanları” arasında yer almaktadır. Ayrıca, gene raporda da vurgulandığı gibi, “Büyükçekmece ve Küçükçekmece Gölleri aynı zamanda planlama bölgesinin en önemli su toplama havzalarının ve su yüzeylerinin başında gelmektedir”. Havzanın yaklaşık 400 endemik (bu bölgeye özgü) türe sahip olduğunu da göz ardı etmemek gerek. Bu çerçeve de, Küçükçekmece havzası ve yakın civarı için alınan kararlar son derece sakıncalı, tarihi, kültürel ve doğal değerler üzerinde geri dönüşü olmayan tahribatlara neden olacak kararlardır. Bu konuda söylenebilecek en doğru söz, Küçükçekmece havzasının tekrar geri kazanılmasının vazgeçilmez bir zorunluluk olduğudur.
Plan Raporu’nun 596. sayfasında da, bu konuya değinilerek şöyle söylenmektedir;
“ Havzalarla ilgili bir diğer karar da su toplama havzası statüsünden çıkarılmış olsa da, doğal bir lagün olması itibariyle ekolojik öneme sahip bir alan olan Küçükçekmece Gölü ve çevresi ile ilgilidir. ………….Küçükçekmece Gölü’nün temizlenerek rehabilite edilmesi ve böylece Karadeniz- Marmara denizleri arasındaki ekolojik koridora kaybedilen niteliğinin geri kazandırılması kararı alınmıştır. Ekolojik yapının kentin yerleşik dokusunun içerisine doğru uzanabildiği sınırlı alanlardan biri olan Küçükçekmece Gölü ve çevresinde ekolojik yaşamın yeniden başlayabilmesi için ilgili kurum ve kuruluşların bir araya gelerek gerekli çalışmaların yapılması gerekmektedir.”
Küçükçekmece ile Sazlıdere arasında yer alan ve havza sınırlarına dayanan gelişme alanları da endişe vericidir. Üstelik, bu gelişme alanlarının 2006 planına göre daha da büyütülmüş olduğu görülmektedir. Bu çerçevede, kuzeye doğru uzanan ekolojik koridor daha da daraltılmıştır. 2006 planında Resneli Çiftliği yeşil alan iken, askıdaki planda bu alan da gelişme alanı olmuştur.
Küçükçekmece havzası ve kuzeye doğru uzanan ekolojik koridor üzerinde getirilen plan kararları, Plan Raporu ile tutarlı hale getirilecek biçimde düzeltilmeli; “kullanma” içerikli plan kararları kaldırılarak, yerlerine “koruma” içerikli plan kararları getirilmelidir.
8-) 2B alanları ile ilgili olarak Plan Raporu’nda (sf. 531) ; “Orman içerisinde olmayan, sürdürülebilirlik açısında ormanla bütünleştirilemeyen ve üzerinde yapılaşmanın olduğu 6831 sayılı Orman Kanunu gereği orman vasfını kaybetmiş alanlardaki yapılaşmaların rehabilite edilmesi” ve (sf. 584) “….havza dışında kalan orman sınırları dışına çıkarılan alanlar için ise ‘gelişimi ve yoğunluğu denetim altında tutulacak alan’ kararı verilmiştir.” denmektedir.
Oysa planda, içme suyu havzası dışında kalan yapılaşmış 2B alanlarına doğrudan “meskun alan” denmiş olduğu görülmektedir. Örnek: Ümraniye’deki “Alt merkez”in batısındaki 2B alanları ve devamı Boğaz’daki 2B alanları, Aydos orman alanının doğusundaki 2B alanları, “mevcut alan” olarak gösterilmiştir.
9-) Plan Raporu’nda (sayfa 571), “Sürdürülebilirlik kapsamında, ormanlar, su toplama havzaları ve tarım alanlarının korunması 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’nın önceliklerindendir. Halen işgalle oluşmuş yerleşmelerin su kaynaklarını kullanılamaz hale getirmesi İstanbul’un geleceğini tehdit etmektedir. Kapsamlı bir korumanın gerçekleşebilmesi için mekansal önlemler dışında idari yapılanmanın da yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.” denmekte ise de, plan kararlarında bu hususun çoğu kez hiç dikkate alınmadığı görülmektedir.
Planda, içme suyu havzalarının mutlak ve kısa mesafeli koruma alanlarında yapılaşma getirilmemiş olup, Plan raporunda, planın Ana Stratejileri arasında (sayfa 532), “İçme suyu havzalarının mutlak ve kısa mesafe koruma kuşaklarının yapılaşmadan arındırılması” da yer almaktadır. Planda, orta ve uzun mesafeli koruma alanlarındaki yapılaşmalar ise ” Havza
İçi Rehabilite Edilecek Alan” olarak gösterilmiştir. Plan raporunda ise, planın Ana Stratejiler arasında (sf.532), “İçme suyu havzalarının orta ve uzun mesafedeki yapılaşmaların rehabilite edilmesi” ne de yer verilmiş; ancak, bunun nasıl bir rehabilitasyon olacağına dair hiçbir açıklama mevcut getirilmemiştir.
2006 planında, bu alanlar için geçerli Plan Uygulama Hükmü;
“9.1.3.3. Havza İçi Rehabilite Edilecek Alanlar
Havza içinde plansız ve sağlıksız, yasal olmayan yollarla yapılaşmış alanların tasfiyesi, sonradan imar hakkı kazanmış bölgelerin ise sıhhileştirilmesi veya belediye tarafından gösterilecek imar parselleriyle takasının sağlanması ya da havza alanları için 1/25 000 ölçekte belirlenecek koşullara dönüştürülmesi yönünde çözüm yolları geliştirilecek alanlardır.” biçiminde iken, askıdaki yeni planın Plan Uygulama Hükümleri’nde,
“Havza İçi Rehabilite Edilecek Alanlar
İçme suyu havzalarının “havza içi yapı yasaklı alanlar” dışındaki yapılaşmış alanları kapsamaktadır.
Havza içi rehabilite edilecek alanlardaki nüfus, kullanımlar ve yapılaşma koşulları içme suyu havzalarının korunması ve kontrolüne ilişkin mevzuat göz önünde bulundurularak alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” biçiminde değiştirilmiştir.
Görüleceği üzere, askıdaki yeni plan notu konuyu muğlaklaştırarak, her şeyi “havzaları korumak değil kullanmak” amaçlı İSKİ yönetmeliğine bağlamaktadır.
Bilindiği üzere, içme suyu havzalarında, çoğu kaçak biçimde oluşmuş, yoğun bir yapılaşma ve nüfus vardır. Bu alanlarda yapılacak uygulamanın genel çerçevesine karar verilmedikçe, bu plan kararları pek bir şey ifade etmez. Eğer havza alanları gerçekten rehabilite edilecekse, buradaki nüfusun büyük kısmının havza dışına taşınması gerekmektedir. Planda bu nüfusun nereye ve nasıl gideceği hususu hakkında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Oysa ki İstanbul’un en üst ölçekli planında bu temel sorunlara ilkesel çözümlerin mutlaka getirilmesi gereklidir. Oysa, ne planda, ne plan raporunda ve ne de plan notlarında bu konuda uygulanabilir bir yaklaşım, bir karar, bir strateji mevcut değildir.
Ayrıca, planda ayrılan konut gelişme alanları İstanbul’un artacak nüfusuna göre hesaplanmış olup, bunun dışında, havzalardan transfer edilecek nüfus düşünülerek ayrılmış bir alan yoktur. Plan raporunda ise, içme suyu havzalarındaki nüfusla ilgili olarak, şu söylenmiştir:
“Plan ile yoğun bir nüfus baskısı altında olan su toplama havzalarının nüfusu sabitlenmiştir. 2007 yılı sonu itibariyle 1 090 947 kişinin yaşadığı su toplama havzalarında, önümüzdeki dönemde en fazla 1 090 000 kişinin yaşaması öngörülmektedir. Söz konusu değer üst sınır olup, yerleşme bazındaki nüfuslar, havzaları mümkün olduğunca (!..) yapılaşmadan uzak tutmak, mevcut yapılaşmalarla gelen nüfusu ve nüfus artışını denetlemek! İlkesi doğrultusunda yapılacak alt ölçekli planlarda belirlenecektir.”
Bu çerçevede, Plan Raporu’nun 7.1.3.YAPI YASAĞI YA DA SINIRLAMA GETİRİLEN DİĞER ALANLAR bölümünde,
7.1.3.1. Su Toplama Havza Alanları” alt başlığında, (Sf. 590), “Mevcutta yoğun konut ve sanayi yapılaşmasına maruz kalan havzaların rehabilite edilmesi İstanbul’un en öncelikli konularındandır.” (Sf.591’de), ”Tahliye: Havza Yönetim Modeli’nin tahliye aşamasında; havza içindeki su kalitesi açısından zararlı sanayi tesisleri gibi kullanımların kaldırılması, yapılaşmış alandaki yoğunluğun düşürülmesi ve boşaltılan nüfusun yeni gelişme alanlarına yerleştirilmesi yer almaktadır…………… ” denmesinin de plan kararlarına hiçbir biçimde yansımadığı görülmektedir.
10-) Karadeniz kıyısında, Şile, Ağva ve Riva, Doğal Eşik Sentezi paftasında “Önemli Ekolojik Alanlar” lejantı ile gösterilmiştir. Planda ise, Şile ve Ağva’ya “gelişme alanı”, Riva’ya ise yat limanı ( marina) kararları getirilmiştir. Bu plan kararlarının söz konusu “ Önemli Ekolojik Alanlar”ın korunmasında olumsuz etkisi olacak, yeni yapılaşmaları teşvik edecektir.
Bu kararlar, ayrıca, Plan Raporu’nda, “ Kentin ağırlıkla kuzeyinde yer alan ekolojik kaynaklara yönelik eğilim gösteren kent gelişiminin önlenmesi” biçiminde vurgulanan Ana Strateji’ye de aykırıdır.
Bu yörelerdeki plan kararları tekrar gözden geçirilmelidir.
11-) Askıya çıkan planın Plan Uygulama Hükümlerinde; “8.2.116: Marmara denizi’nde yapılacak bilimsel araştırmalar (deniz ekosistemi, dip akıntıları v.b) sonucunda ilgili kurumların görüşleri doğrultusunda günübirlik turizm, rekreasyon, eğlence, festival, toplantı gibi etkinliklere yönelik “sosyal etkinlik adası” niteliğinde yapay adalar yapılabilir. Bu adaların konumu, büyüklüğü ve yapılaşma koşulları alt ölçekli planlarda belirlenecektir.” denmektedir.
İstanbul’un doğal yapısını koruyup yaşatmanın planlamada ön kabul olması gerekirken, buna gerekli ciddiyeti göstermeyen bir planlama yaklaşımının, bir de yapay adaları gündeme getirmesi son derece sakıncalı ve tehlikeli bir yaklaşımdır. Bu plan hükmü kesinlikle kaldırılmalıdır.
12-) Planda, su havzaları, tarım alanları ve orman alanları içerisine Ekolojik Tarım Alanı (ETA) önerilmiş ve Plan Raporu’nda (sayfa 533), “Tarım alanlarının tarım dışı amaçla kullanımının engellenmesi” plan hedefleri arasında yer aldığı halde, Plan Uygulama Hükümleri’nde, ETA için, “Bu alanlarda başlatılacak olan ekolojik tarım faaliyetleri ile birlikte ekolojik turizm faaliyetleri de geliştirilebilecektir.” hükmü getirilmiştir. Bu hükümle, bu alanlarda turizmin gelişmesini teşvik edecek ve buna bağlı olarak doğal çevrenin geri dönüşü olmayacak biçimde zarar görmesine sebep olacaktır. Ayrıca, tarımsal niteliği korunacak alanlar için de (sayfa 724), “uygun yerlerde tarım turizminin geliştirilmesi teşvik edilecektir.” denmesi tarım topraklarında turizm baskısına neden olabilecektir.
13-) 2006 tarihli planda sit alanları, “1. ve 2. Derece Arkeolojik Sit Alanları, 3. Derece Arkeolojik Sit Alanları, Tarihi Sit Alanları, Kentsel Sit Alanları, Doğal Sit Alanları , Tarihi Doğal Sit Alanları, Doğal Kentsel Sit Alanları, Tarihi Kentsel Sit Alanları” biçiminde ayrı ayrı
gösterilmiş olduğu halde, askıdaki yeni planda bunun yapılmadığı görülmektedir. Bu eksiklik giderilerek sit alanları, ayrı ayrı plana işlenmelidir.
14-) Askıdaki planda, 2006 planından farklı olarak, orman alanları, içme suyu havzalarının yapı yasaklı mutlak ve kısa mesafeli koruma alanları, korunacak tarım alanları dahil, planın bir çok bölgesine D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı) lejantı getirilmiştir. Plan Uygulama Hükümleri’nde, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları (sf. 736); “8.4.7.3. Kentin yerleşik dokusuna ve gelişme alanlarına hizmet verecek her türlü sosyal donatı (ilk, orta, yüksek öğretim v.b. eğitim tesisleri, sağlık tesisleri, sosyal ve kültürel tesisler v.s.) ve teknik altyapı alanlarının yer alabileceği alanlardır.” biçiminde tanımlanmaktadır.
Aynı Plan Uygulama Hükmü’nde, planda getirilen bazı D alanlarının fonksiyonları da tanımlanmıştır. Örneğin, Tuzla- Aydınlı’da “sebze- meyve hali”, Silivri- Beyciler köyünün güneyinde, “yanıcı ve parlayıcı madde depoları”, Ambarlı Limanı’nın doğusunda “su ürünleri hali” gibi. Burada dikkat edilirse, L (Lojistik Bölgeler) olarak tariflenen bazı fonksiyonların D (Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı olarak) gösterilen bölgelere de getirildikleri görülmektedir. Plan Uygulama Hükümleri’nin L (Lojistik Alan) tanımında (Sf. 740), “antrepo ve depolar ile haller” de yer almaktadır.
Ayrıca, görüldüğü üzere, D(Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları) tanımı içinde Üniversite Alanları ile Sağlık Alanları da sayılmaktadır. Halbuki planda ayrıca Ü (Üniversite) ve SP (Sağlık Parkı) lejantları da yer almaktadır. 2006 planında da Üniversite Alanları ile Sağlık Alanları lejanları bulunmakta olup, Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları diye çok genel ve neredeyse her fonksiyonu barındıran bir lejant yoktu. Lejantın bu derece genelleştirilmesi, sakıncalı bir plan kararıdır. Eğer fonksiyon net belirlenmemişse, bir donatı alanının gelmesinin sakıncalı olmadığı bir alana, başka bir donatı alanının gelmesi son derece sakıncalı olabilir. Bu nedenle, planda, Üniversite ve Hastaneler ayrıca belirtilmeli, donatı alanı tanımı içinde ayrıca yer almamalıdırlar. Diğer getirilecek Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanları da fonksiyonları net biçimde tanımlanarak plana işlenmelidir. Ayrıca, ilk ve orta eğitimin kentsel ve bölgesel ölçekte değil, yerel ölçekte eğitim kurumları olduğu ve Plan Raporu’nda, yerel donatı alanlarının alt ölçekli planlarda belirleneceğinin vurgulandığı da göz ardı edilmemelidir.
Planda, kentin kuzeyinde, içme suyu havzalarında, orman alanlarında, korunacak tarım alanlarında, ekolojik alanlarda, bir çok D lejantı görülmektedir. Yerleşmenin de bulunmadığı bu alanlara getirilen D kararları, planın ana gelişme stratejisinin aksine, doğal kaynaklarda tahribat yaratabilecek ve kentin kuzeye doğru gelişimini körükleyecek sonuçlar yaratabilecektir. Bu alanlara gelecek fonksiyon da belli olmadığında, bu tehlike daha da artmaktadır. Bu çerçevede,
- Anadolu Yakasında;
Ömerli İçme Suyu Havzası’ndaki 2 adet D( Kentsel ve Bölgesel Donatı Alanı) ; İsaköy Barajı havzası ve orman sınırında, tarımsal niteliği korunacak alan üzerindeki D;
Ömerli İçme suyu havzasında- Tepeören’de “Havza İçi Rehabilite Edilecek Alan” lejantlı konut alanı üzerine getirilmiş olan D;
Ömerli’de etrafı tümüyle orman alanları ile çevrili D;
İsaköy Baraj Gölü’nün kuzeydoğusunda, orman alanı sınırında, tarımsal niteliği korunacak alan üzerinde yer alan D;
-- Avrupa yakasında ise,
Karadeniz kıyısında, Kısırkaya ve Gümüşdere’de, yan yana yer alan iki 2 adet D;
Büyükçekmece içmesuyu havzasında, Çatalca’nın doğusunda, Tarımsal Niteliği Korunacak Alan ile Doğal ve Kırsal Karekteri Korunacak Alan üzerindeki D;
Selimpaşa- Ortaköy’ün kuzeybatısında, Doğal ve Kırsal Karekteri Korunacak Alan üzerindeki D;
Batı sınırında, orman alanı ve Tarımsal Niteliği Korunacak Alan üzerindeki D;
Kentin kuzeyinde, Yassıören’de, Sazlıdere ve Terkos baraj havzası arasında, “Tarımsal Karekteri Korunacak Alan” üzerindeki D alanları
kaldırılmalıdır.
ORMAN 15-) Kıyı Rehabilite Alanları olarak planlanan Gümüşdere- Yeniköy arasındaki kıyı alanları için Plan Raporu’nda “turizm ihtiyaçlarına yönelik değerlendirilecektir.” denmesi bu alanların ve yakındaki orman alanlarının turizmden olumsuz etkilenmesine neden olacaktır.
Kıyı Rehabilite Alanları başlıklı Plan Uygulama Hükmü’nde (Sf. 727),
“Madencilik, taş ocağı gibi insan müdahaleleri sonucunda tahribat gören ve bütüncül bir planlama yaklaşımı ile ele alınacak alanlardır.
Bu alanlar, ilgili kurum ve kuruluşların görüşleri dikkate alınarak, öncelikle doğal değerleri geri kazandırılarak rehabilite edilecek alanlar olup; alan içerisinde doğaya duyarlı rekreasyon ve turizm faaliyetleri, turizm faaliyetlerine yönelik konaklama birimleri ve alan içerisinde belirlenecek uygun yerlerde film platoları gibi kullanımlar yer alabilir.” denmektedir.
Ancak bu başlık altında ele alınan alanların hemen tamamı devlet ormanlarının sınırları içindedir ve bu alanlarda, turizme yönelik konaklama birimleri ve film platoları gibi kullanımlar, 6831 sayılı Orman Kanunu’nun yapılaşma yasağı getiren 17. maddesine de aykırıdır. Kıyı Rehabilite Alanları’nın orman dışında kalan bölümü de, orman ile deniz arasında kalan kıyı bantı olup, yukarıda belirtilen fonksiyonlar, hem kıyılarda, hem de orman alanlarında ciddi tahribatlara neden olacaktır.
Bu Plan Uygulama Hükmü, Kıyı Rehabilite Alanları’nda, “turizm faaliyetleri, turizm faaliyetlerine yönelik konaklama birimleri ve alan içerisinde belirlenecek uygun yerlerde film platoları gibi kullanımların yer alabileceği” hükmü kaldırılarak, yeniden düzenlenmelidir.
16-) Plan Uygulama Hükümleri’nde, Doğa Odaklı Turizm Alanları için (sf.735)“….bu alanlarda otel, motel vb tesisler yapılabilir” denmektedir.
Doğa Odaklı Turizm Alanlarında, bu tür fonksiyonların getirilmesi doğayı korumak değil, yanlış kullanarak tahrip etmek sonucunu doğuracaktır.
Plan Uygulama Hükümleri’nde, Ekolojik Turizm alanları için ise, konaklama, yeme içme v.b aktiviteler için, “…..köy yerleşmeleri içinde öncelikle mevcut yapılar kullanılacaktır.” denmekte, mevcut yapılar dışında yapılacak tesisler için hiçbir tanım ve kısıtlama getirilmemektedir.
Doğal alanların böyle sakıncalı ve belirsiz kullanım kararları ile turizme yönelik değerlendirilmesini teşvik ederek bu alanların korunmasını zorlaştıran bu plan hükümleri tekrar gözden geçirilmeli ve doğayı kullanmayı değil korumayı ön plana alan bir anlayışla yeniden düzenlenmelidir.
17-) Plan Raporu’nda, aralarında Silivri’nin de bulunduğu kimi ilçelerin yer altı suyu yönünden zengin ve su kalitesinin yüksek olduğu, yer altı suyu havzalarının mümkün olduğunca yapılandırmadan arındırılması gerektiği belirtilmesine karşın, Silivri’nin mevcut nüfusunun planda getirilen fonksiyonlarla yaklaşık 12 kat artırılması hedeflenmektedir. Bu durum İstanbul’un en zengin yer altı su kaynaklarına sahip Silivri’de bu kaynakların kirlenmesine yol açacaktır. Plan kararı ile Plan Raporu arasındaki bu tür çelişkiler giderilmeli; bu çerçevede, yer altı su havzalarının bulunduğu alanlardaki plan kararları, bu havzaları koruma temelinde, gözden geçirilmelidir.
18-) Planda, Sazlıdere ve Büyükçekmece içme suyu havzası alanları arasında, her iki havza alanına da komşu biçimde yer alan Hadımköy’deki Sanayi Alanı için, Plan Raporu’nda, alanın mevcut sınırları içerisinde sağlıklaştırılması kararının alındığı ve içme suyu alanlarına yakın olduğundan gerekli önlemlerin alınması gerektiği belirtildiği halde, sağlıklaştırmanın nasıl gerçekleştirileceği ve alınan önlemler belirtilmemiştir. Bu sanayi alanı, bulunduğu konum itibariyle çok kritik bir alanda yer almaktadır. Gene Hadımköy’de, ekolojik koridor üzerinde yer alan bu alanın kuzeyinde ise Konut Gelişme Alanı yer almaktadır. Bu kararlar kuzeye doğru gelişmenin önlenmesi hedefi ile çelişmekte olup, doğal çevrenin korunması ilkesi ile de çelişmektedir.
19-) Planda, Akfırat’ın kuzeydoğusunda, orman alanı içinde, TM (Turizm Merkezi) yer almaktadır. Orman alanlarının korunması açısından olumsuz sonuçlar yaratacak bu karar son derece sakıncalıdır.
20-) Plan Uygulama Hükümleri’nde( sf. 729), gelişme alanları içinde küçük sanayi sitelerinin de yer alabileceği vurgulanmaktadır. Gelişme Alanları lejantının yerleşim alanları ile ilgili olduğu göz önüne alındığında, bu plan notu konut gelişme alanları ile küçük sanayi alanlarının yan yana gelişebileceği bir tablonun ortaya çıkmasına ve küçük sanayinin kontrolsüz gelişmesine neden olacaktır. Eğer planda yeni küçük sanayi siteleri yer alacaksa, bunların yerleri net olarak belirlenmeli; gelişme alanları içinde istenen her yere küçük sanayi sitesi yapılabilmesinin önünü açan bu sakıncalı hüküm kaldırılmalıdır.
21-) Lojistik Alan tanımı içinde bir çok fonksiyonu barındırmakta, yer aldığı bölgeye göre, bu fonksiyonlardan bir kısmı sakıncalı, bir kısmı ise sakıncasız olabilmektedir. Lojistik Bölgelere gelecek bazı lojistik fonksiyonların ciddi tehlike ve sakınca yaratma riski vardır. Örneğin, Plan Uygulama Hükümleri’nin Lojistik Bölgeler tanımında yer alan “antrepo ve depolar” yanıcı ve parlayıcı madde depolarını da kapsadığından, yer seçimi hayati önem taşımaktadır. Ayrıca, bu alanlara gelebilecek lojistik fonksiyonlar, kendileri kirletici olmasa bile, bir çekim merkezi oluşturarak, çevrelerine o bölgede yer almaması gereken fonksiyonları da çekebilir, kentin korunması gereken alanları üzerinde yapılaşma baskısı oluşmasına da neden olabilirler.
Kısacası, planda Lojistik Bölgelere hangi lojistik faaliyetlerin gelebileceğinin ayrımının yapılmamış olması sakıncalı gelişmelere konu olabilecektir.
Askıdaki 1/100 000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı’na ilişkin yukarıda belirtmiş olduğumuz çekince ve taleplerimizin dikkate alınıp değerlendirilmesi ve bu doğrultuda, plan, plan uygulama hükümleri ve plan raporu üzerinde gerekli değişikliklerin yapılması talebimizi gereği için bilgilerinize sunarız. Saygılarımızla,
Rezan BULUT
Şube Sekreteri
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder