BİR ŞEY YAPMALI

CUMHURİYET İÇİN DEMOKRASİ İÇİN HALK İÇİN GELECEĞİMİZ İÇİN ..................... cemaatlerin yönettiği bir coğrafya olmak istemiyorsak ................. Ama benim memleketimde bugün İnsan kanı sudan ucuz Oysa en güzel emek insanın kendisi Kolay mı kan uykularda kalkıp Ninniler söylemesi

9 Kasım 2012 Cuma

10 KASIM 1938 SAAT DOKUZU BEŞ GEÇE......



Kocatepe yanık ve ihtiyar bir bayırdır,

ne ağaç, ne kuş sesi,

ne toprak kokusu vardır. Gündüz güneşin,

gece yıldızların altında kayalardır.

Ve şimdi gece olduğu için ve dünya karanlıkta daha bizim,

daha yakın, daha küçük kaldığı için ve bu vakitlerde topraktan

ve yürekten evimize, aşkımıza ve kendimize dair sesler geldiği için

kayalıklarda şayak kalpaklı nöbetçi

okşayarak gülümseyen bıyığını seyrediyordu Kocatepe'den

dünyanın en yıldızlı karanlığını.

 
Düşman üç saatlik yerdedir ve Hıdırlık tepesi olmasa

Afyonkarahisar şehrinin ışıklan gözükecek.

Kuzeydoğuda Güzelim dağları ve dağlarda tek tek ateşler yanıyor.
 
Ovada Akarçay bir pırıltı halinde ve şayak kalpaklı nöbetçinin hayalinde

şimdi yalnız suların yaptığı bir yolculuk var:

Akarçay belki bir akar su, belki bir ırmak, belki küçücük bir nehirdir

Akarçay Dereboğazı’ında değirmenlieri çevirip ve kılçıksız yılan balıklarıyla

Yedişehitler kayasının gölgesine girip çıkar.

Ve kocaman çiçekten eflatun kırmızı beyaz ve sapları bir,

bir buçuk adam boyundaki haşhaşların arasından akar.
 
Ve Afyon önünde Altıgözler köprüsünün altından

gündoğuya dönerek ve Konya tren hattına  rastlayıp

yolda Büyükçobanlar köyünü solda ve Kızılkilise'yi sağda bırakıp, gider.
 
Düşündü birdenbire kayalardaki adam kaynakları ve

yolları düşman elinde kalan bütün nehirleri.
 
Kim bilir onlar ne kadar büyük, ne kadar uzundular?

Birçoğunun adını bilmiyordu, yalnız, Yunan'dan önce

ve Seferberlik'ten evvel Selimşahlar çiftliğinde ırgatlık ederken

Manisa'da geçerdi Gediz'in sularını başı dönerek.
 
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu.

Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam

nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu

ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında,

birdenbire beş adım sağında onu gördü.
 
Paşalar onun arkasındaydılar.

O, saati sordu

Paşalar: "Üç", dediler.

Sarışın bir kurda benziyordu

Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.

Yürüdü uçurumun başına kadar,

eğildi, durdu.

Bıraksalar

ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak

ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak

Kocatepe'den Afyon ovasına atlayacaktı.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

No Pasaran !