BİR ŞEY YAPMALI

CUMHURİYET İÇİN DEMOKRASİ İÇİN HALK İÇİN GELECEĞİMİZ İÇİN ..................... cemaatlerin yönettiği bir coğrafya olmak istemiyorsak ................. Ama benim memleketimde bugün İnsan kanı sudan ucuz Oysa en güzel emek insanın kendisi Kolay mı kan uykularda kalkıp Ninniler söylemesi

9 Aralık 2010 Perşembe

100 YILLIK SOSYALİZM ÇINARI

Bir sosyalizm çınarı
Tüm yaşamını sosyalizm mücadelesine adamış olan Behice Boran, aydın kimliği ile örgütlü kimliğini birleştirmeyi başaran ve öldüğü güne kadar mücadele etmekten geri durmayan kişiliğiyle sosyalizm mücadelesinin simge isimlerinden birisiydi.
TİP Genel Başkanı, milletvekili, akademisyen, barış savunucusu olan ve bunların tamamını örgütlü kimliğinde birleştirmeyi başaran Behice Boran, ölümünün 23. yıl dönümünde de bir okul olmaya devam ediyor. Çevresini aydınlatan, inatçı ve kararlı kişiliği ile sosyalizm mücadelesine tüm yaşamını adayan Boran, dost düşman herkeste saygı uyandıran bir isimdi.

Behice Boran: 'Sosyalist Doğulmaz, Sosyalist Yaşanır'
Tarihte bazı insanlar düşünceleri, eylemleriyle tarihin yönünü değiştirirler. Aslında onların tarihi değiştirmek gibi büyük hedefleri, amaçları yoktur. O’nlar, düşündükleri gibi yaşayıp, düşüncelerinin peşini hiçbir koşulda bırakmazlar. İşte bu nedenle onlar tarihi ve tarihsel kişilikler olurlar.
Behice Boran, Türkiye sosyalist-komünist hareketinin tarihinde, aynı zamanda Türkiye’nin siyasal tarihinde tarihi kişilik olmuş isimdir. Tarihin aklından söz etmek gerekirse; Behice Boran yaşadığı zamanın ve tarihsel sürecin aklı olmuş, bilim insanı ve siyasal kimlikli bir önderdir. “Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır" demişti.
Boran düşündüğü gibi yaşadı.
Behice Boran; 1 Mayıs 1910’da Bursa’da doğan Boran, Arnatuköy Amerikan Kız Koleji’ni bitirdikten sonra ABD’ye gitti. Michagan Üniversitesi’nde sosyoloji doktorasını tamamladıktan sonra 1939’da Türkiye’ye döndü ve AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’ne doçent olarak atandı. Öğretim üyeliği yıllarında (1939-1948) çıkardığı “Yurt ve Dünya”, “Adımlar” dergilerinde sınıflar arası akışkanlık, işçi, köylü ve gençlik sorunları, demokrasi ve hümanizm konularında yazılar kaleme aldı.
Boran 1948’de siyasal görüşleri yüzünden Pertev Naili Boratav ve Niyazi Berkes ile birlikte üniversiteden uzaklaştırıldı..1950’de kurucuları arasında yer aldığı Barışseverler Cemiyeti’nin ilk genel başkanı seçildi. Cemiyet, Menderes hükümetinin Kore’ye asker göndermesini kınayan bir bildiri yayımlayınca kapatıldı ve Boran 15 ay hapis cezasına çarptırıldı.
Boran, 1953’te Türkiye Komünist Partisi (TKP)’ne yönelik büyük tutuklama furyasında tutuklandı. Kanıt yetersizliğinden salıverildi. 1962’de Türkiye İşçi Partisi’ne üye oldu. Birinci Büyük Kongre’de (1964) MYK’ya seçildi. 1965 genel seçimlerinde TBMM’ye Urfa milletvekili olarak giren Boran, SSCB’nin Çekoslovakya’nın işgalinden (Ağustos 1968) sonra, Genel Başkan Mehmet Ali Aybar ile görüş ayrılığına düşen grubun içinde yer aldı. Tarihe Aren-Boran olarak geçtiler. Aybar ve arkadaşlarının partiden ayrılmalarının ardından, Behice Boran, TİP’in Dördüncü Büyük Kongre’sinde genel başkanlığa getirildi. (1970).
Boran, 12 Mart 1971 Muhtırasını izleyen günlerde tutuklandı. TİP Programındaki Kürt sorunu gerekçe gösterilerek Anayasa Mahkemesi’nce kapatıldı. Boran 15 yıla mahkûm 1974`te çıkarılan Genel Af ile serbest kalan Behice Boran, 1975 yılında ikinci kez kurulan TİP`in yeniden genel başkanı oldu.
12 Eylül 1980 cuntasına kadar TİP genel başkanlığını sürdüren Behice Boran, 1980 cuntasında kısa bir süre gözaltında tutuldu. TİP kapatılırken, 1981 yılında Behice Boran`da yurttaşlıktan çıkarıldı.
Brüksel`de siyasi mülteci olarak yaşayan Behice Boran, ilerleyen hastalığına rağmen solun birliği için mücadelesini sürdürdü. Türkiye İşçi Partisi ile Türkiye Komünist Partisi, 7 Ekim 1987`de Brüksel`de düzenlenen bir basın toplantısıyla birleşip, Türkiye Birleşik Komünist Partisi(TBKP) adını aldıklarını açıkladı. TİP Genel Başkanı Behice Boran ve TKP Genel Sekreteri (Haydar Kutlu) Nabi Yağcı`nın katıldığı basın toplantısı öncesi Behice Boran`ın hastalığı ağırlaşmıştı. Doktoru bu toplantıya katılmasının intihar olacağını söylese de Boran, ilerleyen hastalığına rağmen bu toplantıya mutlak katılması gerektiğini söylüyordu.
10 Ekim 1987 sabahı uykusunda yaşama veda etti. Behice Boran için ilk tören Brüksel`de yapıldı. İkinci tören, Ankara`da TBMM düzenlendi. 18 Ekim`de ise İstanbul Zincirlikuyu Mezarlığı`nda on binlerce seveni tarafından toprağa verildi.
Yakın dostu Çetin Altan, Behice Boran’ı şöyle anlatıyor.
"Sosyoloji öğreniminin derinliklerine indikçe, çeşitli yaklaşım ve yorumların büyük ölçüde varsayımlara dayanan mantığı kendisini rahatsız ediyordu. Böyle bir bilim dalının daha tutarlı bir temele dayanması gerektiğini düşünüyordu. Bir öğle tatilinde yine sınıfın çalışkanlarından bir gençle kafeteryada Coca Cola içerlerken ona sosyolojide gözüne çarpan bu tutarsızlıktan söz etmişti. Ve Amerikalı genç kendisine ilk kez Marks'tan söz etmişti. Marks'ın yapıtlarına karşı merakı böyle uyanmış ve Marks'ın görüşlerini öğrendikçe, sosyoloji teorilerinde kafasına takılan boşluklar, yeni bir boyutta tutarlı bir zincir oluşturmaya başlamıştı. Boran'ın yaşamındaki bu dönemeç noktasını kendisiyle baş başa gün ışıyıncaya kadar konuştuğumuz çok oldu."
Bu dönemeç ona pek çok şey yaşattı.
"Bu kadar da olmaz"
1971'de tutuklu bulunduğu cezaevinden yakın dostu ve avukatı Necla Fertan'a yazdığı mektupta şöyle diyordu Behice Boran:
"Üzülmekten çok şaşırıyorum, bunca sorunun bir araya gelmesine. Bir romanda okusam, bu kadar da olmaz derim, melodrama kaçmışlar biraz derim. 64 yaşından sonra kolları sıvayacağım demek. Ama düşünüyorum da, ömrüm boyu kolları sıvamaktan öteye gidemedim gibi geliyor. Başlanıp geliştirilip, tamamlanmış bitirilmiş bir şey yok. Yarım kalmış hep. Meslek hayatım öyle, politik hayatım öyle, aile hayatım öyle. Hep bir yerde darbe yemiş, yarım kalmış. Bunun farkında değildim, hiç düşünmemiştim. Şimdi yazarken yaptım bu tespiti."
Çetin Altan'ın deyimiyle tek oğlunu dahi cezaevinde dünyaya getirmişti. Ve Çetin Altan'a göre, "Türkiye'nin siyasal tarihinden, çöl ortasında kurumamaya uğraşan bir pınar gibi, anıtsal bir dirençle gelip geçen ve insanlığın uğradığı haksızlıklarla dövüşmeyi kendine mezhep yapmış bir kutsal insandı o."
Hayatlara bakarak karar vermek
Her şeyi yarım kalmış gibi hissetse de, seçtiği yoldan hiçbir zaman pişmanlık duymamış, yakınmadan bedel ödemiş, kararlı, mücadeleci bir kadındı o.
İlk kadın parti başkanı, parti başkanı olmaktan da öte, bir liderdi.
İnandığı gibi yaşadı.
"Kişiler hakkında nasıl mı karar vereceksin? Hayatlarına bakarak. Bir insan, yaşadığı hayatın insanıdır. Doğru bulduğumuz fikirleri öyle benimsemiş, öyle içimize sindirmiş olmalıyız ki, bunlar davranışlarımızı biz farkında olmadan dahi etkilemeli, tayin etmeli, yönetmelidir. İnsan nihayet ne kadar sosyalist olmaya devam etse de, bir gün bedeni bu fani dünyaya veda eder, ama işçi sınıfı partileri, işçi sınıfı var oldukça devam eder, gider. Sosyalist doğulmaz, sosyalist yaşanır," diyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

No Pasaran !