
İnsan onuru yahut değeri; haysiyet, şeref, erdem, vakar, gurur, kendine saygı
duyma ve başkalarını da kendine saygılı kılma anlamlarına gelmektedir. İnsanın
değeri,diğer canlılar arasındaki yerini gösteren özelliklerinin bütününde ve
"ortak iyiyi ve yararı’ yaratmayı amaçlamasında yatar. Bu onur, insanın kendi
imgesine uygun bir bilinç ve davranış geliştirmesini ve başkalarından da böyle bir
davranış beklemesini sağlar. İnsanın kendini böyle düşünmesi ve başkalarının da
böyle düşünmesini beklemesi ise, türdeş varlıklar arasında üzerinde uzlaşılacak
ortak kök değerlerin varlığına işaret eder. Bu kök değerler aynı zamanda insanın
mahiyetini oluştururlar ve insanlar onurlarını ve önemlerini kendilerinden bağımsız
olan bu değerlerden alırlar. İnsan, mahiyetini oluşturan ve kendisinden bağımsız
olan bu değerleri aktüelleştirerek ve maddi formuna kavuşturarak da gerçek ‘insan’
kimliğini oluşturmaya başlar.

İnsanın onuruna kaynaklık eden, başka bir ifadeyle insanın anlamına köken
sağlayan ortak bir insan mahiyeti mevcut mudur, yoksa birbirine indirgenemeyen
farklı kültür ve medeniyet insanları mı vardır? Farklılığı kabul edersek, temel ortak
kesişen bir alan yok mudur? Ham bir insan mahiyetinden bahsedilebilir mi? İnsanı
keşfe dönük bu ve benzeri sorulara ilişkin farklı teoriler geliştirilmiştir

Davranışçılar ve kültür antropologları, insan beninin sonsuz bir esnekliğe
sahip olduğunu ve kültürel ve tarihsel şartlanmışlıkla meydana getirildiğini
söylerler. Bu görece/relativist bakışa göre, sabit bir insan mahiyeti yoktur. İnsan
çoğunlukla başkalarının oluşturduğu şeydir. İnsanı karakterize eden nitelikler
toplum, eğitim ve çevreye göre görecedir ve zamana, mekâna ve kültüre göre
değişmektedir. Bu savunmada Biyolojiden ziyade Sosyolojik vurgu ön plandadır.
Sosyolojiyi öne çıkarmak, insanın kişiliğinin ve davranışlarının değişken
belirleyicilerini öne çıkarmak demektir, ki bu da, doğal olarak, sabit insan mahiyeti
fikrini dışlamaktadır. Davranışçılar, insanı davranışları üzerinden tanımlamaya
çalışır ve bilinç, zihinsel karakterler, içgüdüler gibi insanın doğuştan getirdiği
düşünülen tanımlayıcıları kullanmak istemezler. Davranışçılık dış uyarıcılara tepki
veren boş bir zihin yahut organizma öngörmektedir. Böylece insan kişiliği denen
şey, sonsuz bir şekilde bu dış şartlara göre değişen görece bir yapı haline
gelmektedir

Bir diğer yaklaşım, temel insan mahiyeti ile, ikinci dereceden insan mahiyeti arasında bir ayırım yapmakta ve gerçek insan mahiyeti olarak tanımlanabilecek şeyin bu ikincisinin olduğunu ve
bunun içine doğulmadığını aksine bunun üretilerek içimize yerleştirildiğini
söylemektedir

bm, ab başta olmak üzere, çoğu uluslararası kurucu antlaşmanın ve yaratıcı/öncü metnin üzerine kurulmuş olduğu temel (1 numaralı) prensiptir: insan(lık) onuru. diyebiliriz ki bireyin onuru uluslararası hukuk'un (günümüzün en kapsamlı hukuku) temelinde yer alır ve insanlığın ulaştığı son noktadır. dolayısıyla bugün bu hukuku çiğneyen birtakım devlet(çik)ler aslında bu antlaşmanın çok düşük bir sorumluluk seviyesinde (alt tabaka) bulunmaktadırlar.bu onuru korumak bireyin bütünlüğünü (psikolojik, fiziksel, bilişsel..) korumak ve geliştirmek olacaktır. türkçesi bütün bu birlikler şunun için toplanır: insandan ötesi yok!

ORTADOĞU'YA İNSAN HAKLARI VE İNSANLIK ONURU(YANİ PETROL)
İÇİN
MÜDEHALE EDEN USA VE AB'YE

BOŞNAKLARA YAPILAN KIYIMA MÜDAHELE ETMEDİNİZ

ÇİNDE DE UYGURLARA YAPILAN KIYIMA MÜDEHALE ETMİYORSUNUZ

DİNİNİZ İMANINIZ PARA(YA DA PARA EDECEK OLAN ŞEYLER)

DİNİNİZ PETROL
DİNİNİZ YERALTI ZENGİNLİKLERİ

ALLAHINIZI KİTABINIZI
DİYCEM
AMA
YİNEDE DİLİM VARMIYOR

ÖLENLER ÖLDÜKLERİYLE KALACAKLAR
HERKES BİLİYOR
SİZ HER ŞEKİLDE
KAZANAN OLURSUNUZ

İNSANLIK ONURU
DEMEYİN
ARTIK YETER

SENİN SATTIĞIN SİLAHIN KURŞUNUYLA
ÖLDÜ İNSANLIK ONURU

BU ANALAR
SENİN TARİFLEDİĞİN
İNSANLIK ONURU
SAYESİNDE YİTİRDİKLERİNE AĞLIYORLAR

BEBESİYLE DİMDİK KARŞINDA BU ANA

TANKININ ÖNÜNE VÜCUDUNU SİPER EDEN BU ANA

KURTARAMASA DA CANLARINI SENİN TOPUNDAN TÜFEĞİNDEN

DİMDİK ONURUYLA DİMDİK DURUYOR KARŞINDA
FARKINDAMISIN?
İNSANLIK ONURUNU
PARA SANAN
SİSTEM SAHİBİ
FARKINDAMISIN?
dsed
"Bana gore" Dogu Bloku 1989'da Insanlik oyle istedi diye yikilmadi. Zincirleme bir reaksiyon ile yikildi. Bu zincirin kilidi, sahibi, herseyi olan Rusya'nin devlet baskani bu Blok'un lokomotifi artik devir degisti, blogu elde tutabiliriz ama bu o kadar ciddi olmaz hepimiz acliktan oluruz dedi ve kilidin acilmasi gerektigine karar verdi. Nasil Ozal yurtidisindan ithal sigarayi bir gunde Turkiye'ye indirebildi. Sonucta Dunya bir platform. Dunya uzerindeki bu platforma hizmet eden "IZM" ler bu dunyanin giysileri. Zaman gectikce ve sartlar degistikce,yani bilgi ve enformasyon artip insanlar bir seylerin farkina vardikca ulkeler buna uymaya karar verdiler. Uzerlerindeki elbiseyi degistirdiler. Degistirmeyen eski moda kaldi kimse yuzune bakmadi, para vermedi, begenmedi. Bu karar yoneticilerin elindeydi. Hala da oyledir. Hic bir toplum veya halk toplulugu devrim yapip uzerindeki giysisini degistirecek guce, fikir birligine, ciddiyete, kararliliga ve istegine sahip degildir,degildi de, olamaycaktir da. En iyi ihtimalle ve en azindan TEK BASINA.
YanıtlaSil